(Sultan 2. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan; 1887 – 1960)
Aşağıda 426 yıl ara ile yaşanmış bizimle ilgili ibretlik iki ayrı hikâye anlatılmaktadır.
Birinci hikayemiz;
Fransa Kralı I. François’nın Şarlken ile yaptığı savaşı kaybederek esir düşmesi ile Kral’ın annesinin, oğlunu kurtarması için Cihan İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektuba Kanuni’nin verdiği cevapla;
İkincisi; bir
Cihan İmparatorluğu kurmuş hanedana mensup ve aynı zamanda bir İmparator’un eşi olmasına rağmen,
1950’li yıllarında Fransa’da bulaşıkçılık yaparak geçinen 2. Abdülhamid’in eşi ve kızının yurda dönüşü ile ilgilidir.
…
Esir düşen Kralın annesine Kanuni’nin o çok bilinen ünlü cevabı;
-“Ben ki,
Sultanlar sultanı, hakanlar
hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in
ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve
Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan ve Azerbaycan’ın
Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve
Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin
ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi
ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve
padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan
Süleyman Hân’ım.”
–“Sen ki,
Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun.
Sultanların sığınma yeri
olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman
istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız
hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz).
Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla
öğrendim.
Padişahların mağlup olması
ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı
incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler
fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan
yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece,
gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar
müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda
gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki
vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.”
Ocak 1526 (1)
…
Ve aradan yaklaşık 426 yıl geçer…
Merhum, Adnan Menderes 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider.
Bir ara Paris büyükelçisini yanına çağırarak;
– “Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar ne yer, ne içer, ne ile geçinir?” diye sorar.
Büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını gören Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;
– “Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi adresle gelir.
Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.
Devlet-i Aliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın 80 yaşındaki
hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı
hanımları, Paris yakınlarında bir bulaşıkhanede Fransızların
bulaşıklarını yıkamaktadırlar.
Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve;
–
“Anne ne olur affet bizi, geç geldik” der.
Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;
– “Sen kimsin”? diye sorar. Menderes de;
– “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıyım” der.
– “Ben başbakanım” sözünü duyan koca sultan sevinçten öyle bir çığlık atar ki kalbi duracak gibi olur, bayılır.
Menderes Türkiye’ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.
– “Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım” der. Celal Bayar da;
– “
Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma,
malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de
ihtilal yapar” der.
Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.
Mektupta şunlar yazılıdır:
– “Analarının ve
babalarının Fransa da hizmetçilik yaptığı bir ülkenin başbakanı olmaktan
utanç duyuyorum, istifamın kabulünü arz ederim.
Adnan Menderes.”
Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır ve hanedan
hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes
istifadan vazgeçer.
Dönüş:
İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır.
Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır.
Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi Menderes’tir.
– “Şayet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim” der.
Başında tülbent elinde tespihiyle Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;
– “Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başbakan da;
– “Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk…” demesinden sonra Şefika Sultan;
– “Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gâfil avlandık” der. Menderes de;
– “Zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını öğrenmek için geldim” der.
Ayrılırken daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu şişkince bir zarf bırakır.
İşte Menderes’in amansız suçlarından birisi budur.
…
Sormak gerekir;
Ecdadımız bunları hak etmek için ne yapmıştır?
Sabık Sultan Vahdettin’in tabutu da bilindiği gibi alacakları
nedeniyle İtalya, San Remo’daki kasap ve bakkal tarafından
haczedilmiştir.
Bu yaşananlar, onların 600 yıl boyunca ülkelerine yaptıkları hizmetlere karşılık bir bedel midir?
Yorum ve değerlendirme her zaman olduğu gibi okuyanlara aittir.
…
ELİMİZE YENİ GEÇEN BİR KAYNAKTAN, SULTAN VAHDETTİN’İN KAÇMADIĞI, “UZAKLAŞTIRILDIĞI“ BİLGİSİ AŞAĞIDA VERİLMEKTEDİR;
Yazarı ve eseri hakkında bilgiler;
Eserin ismi; “
KUVA-I MİLLÎYE ANKARASl “
Yazarı; İngiliz bayan gazeteci ;
Grace M. ELLISON
İngilizce yayım tarihi;
Lozan-Ocak, 1923
Yazar, Grace M. ELLİSON, Cumhuriyet Turkiyesi’ni ilk ziyaret eden ve
bu arada başta Atatürk olmak üzere bütün devlet büyükleriyle tanışıp
röportaj yapan bîr İngiliz kadın yazardır…” (
Türkçesi; MİLLİYET YAYIN LTD. ŞTİ. Birinci Baskı: Ocak 1973)
Yazarın,
“GAZİ MUSTAFA’ KEMAL PAŞA’YLA KONUŞMASI ;
“..
LOZAN’DA konferans toplandıktan hemen sonra Gazi M. Kemal Paşa bana şu konuşmayı lütfetti:
Benim sorularım şöyle başladı:
Soru;“Türkiye’yle Büyük Britanya arasında samimi bir anlaşmaya varılacağına inanıyor musunuz?”
Cevap; “ Bizim eski
geleneksel dostluğumuzun geriye geleceğinden şüpheli değil, eminim.
Olmaması için bir neden yok. Lehinde de pek çok sebepler var. Bizim
özgürlüğümüz uğruna şeref ve namus dışında istediğimiz bir şey yok. Biz Sultanı, daha çok özgürlük temini uğrunda uzaklaştırdık” (Sahife:172, paragraf:2)
Mustafa Kemal Paşa ne demektedir;
-“….Biz Sultanı, daha çok özgürlük temini uğrunda uzaklaştırdık”
Sonrası araştırmacılara ve tarihçilere kalmaktadır.
…
Resim ; geni.com’dam alıntıdır.
(1) Vikikaynak
(2) “Hüseyin Öztürk – Yeni Akit, 2012-05-10”
Ayrıca konu ile ilgili meraklılarının bakabileceği yazılar/kaynaklar;
a)
http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/osmanli-hanedaninin-serencamesi.html
b) “Vakkasoğlu, Vehbi; Bu Vatanı Terk Edenler, İstanbul 1990, Timaş Yay., sh. 155″
Sızıntı dergisi kaynağı.
Kaynak:http://www.canmehmet.com/bir-mektup-ve-yikanan-bulasiklar-anne-ne-olur-affet-bizi-gec-geldik.html