Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

04 Ocak 2016

Tahtalı’dan Akdeniz’e: Dağlardan Denize Bakmak



Dünyanın en uzun ikinci, Avrupa`nın en uzun Teleferiği ile Tahtalı Dağı’nın zirvesine çıkmak heyecan verici bir serüven. Dört yıl aradan sonra, Antalya’nın Kemer ilçesinden teleferik istasyonuna doğru bindiğim minibüs aheste giderken yol kenarlarında onlarca farklı renkte çiçek görüyorum. Yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarına kalmadan baharda buralarda olmak, Akdeniz florasının en canlı zamanlarını görme imkanı veriyor.  
 “Antik çağda adı “Solyma” olan Tahtalı Dağından ilk söz eden antik yazar Homeros’tur. Onun anlatımına göre Tanrı Poseidon, Aithioposlulara yaptığı bir ziyaretten dönerken Solyma Dağı’na geldiğinde, düşmanı olduğu Odysseus’un tekrar denize açılmakta olduğunu fark eder. Amacı Truva Savaşı sonrası ülkesine dönmek isteyen Odysseus’a mani olmaktır. Phaselis önünde deniz karışır; dalgalar birkaç gemi yüksekliğine ulaşsa da Odysseus, bu tehlikeden de kurtulmayı başarır. Homeros bu olayı bize şu sözlerle aktarır: 
Bulutların Üzerinde

Tahtalı'dan Akdeniz

“Yanık Yüzlüler ülkesinden geri dönen Poseidon o ara gördü onu Solyma Dağları’nın tepesinden, ilişti gözüne denizde yüzen sal, yeri sarsan tanrı öfkelendi yüreğinde adamakıllı, söylendi kendi kendine, sallaya sallaya başını: “Odysseus için verilmiş kararı tanrılar ben Yanık Yüzlülerdeyken değiştirdiler demek! Phaiak’ların toprağına yanaşacak neredeyse, orda kurtulacak başına gelen belalardan. Ama ben daha bir sürü bela getirebilirim onun başına”.
Yine Homeros bölgedeki Solymler halkından söz ederken Likyalıların kendilerinin atası saydıkları efsanevi  kahraman Bellerophontes’in Solymlerle sürdürdüğü savaşları anlatır: Bellerophontes tanrıların isteğine uydu ve azgın Chimaira’yı bir anda yere serdi. Sonra ünlü Solymler’le savaştı. Girdiği savaşların bu en çetiniydi”. Antik coğrafyacı Strabon’un kitabında Tahtalı Dağı’nın adı, Phaselis kentini anlatırken geçer: “Korykos’tan sonra Phaselis Gölü ve söz edilmeye değer üç limana sahip Phaselis kenti gelir. Bu kentin üzerinde Solyma Dağı yükselir. Tahtalı, antik çağda “Tanrılar Dağı” olarak isimlendirilmiş. 

Bahar sona ererken
Mitoloji’de” Olympos” olarak bilinen Tahtalı, Antalya ile Finike arasında Beydağları Milli Parkı’nın en yüksek ikinci dağı. “Olympos dağ kenti M.Ö. II. yüzyılda refah dönemini yaşamış, M.Ö. 1. yüzyılın başlarında da bölgede egemen olan korsanların başı Zeniketes’e başkentlik yapmış. Romalıların doğu Akdeniz’i korsanlardan temizlemek amacıyla denizden yapılan bu harekâtta Zeniketes, Roma Donanması ile baş edemeyince intihar etme yolunu seçmiş. Zaten ulaşımı zor olan Olympos dağ kenti, Zeniketes’in ölümü ile terk edilerek, kentin 4 km güneyindeki kentin limanı olan Korykos’a taşınmış. Böylece eski Korykos Limanı, Olympos kentinin yerini almış. Olympos antik kentinin, Musa Dağı eteklerinde kurulmuş olan asıl Olympos kentinin devamı olduğu ancak son yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmış. Bölgede bulunan yazıt ve sikkelere bakıldığında bir zamanlar bu yörede yaşayan halkın Solymos adında efsanevi bir kahramanı ataları olarak kabul ettikleri ve en yüksek tanrı olarak Zeus Solymeus’a taptıkları anlaşılmış. Hatta yapılan araştırmalar Zeus Solymeus’un Luvi-Hitit diline dayandığı ve hava tanrısı ile özdeş olduğu ve taptıkları tanrıların “Tanrılar Dağı” Olympos’ta değil, Solyma Dağı’nda oturduğunu göstermektedir. Tahtalı Dağı’nın batı eteklerinde, Beycik ile Üçoluk Yaylası arasında deniz seviyesinden 1500 m yükseklikte bir mevkide Roma dönemine ait bir yol kalıntısı mevcut. Özenle inşa edilmiş olan 2,30-2,50 m genişlikte olan bu döşeme yol 1-1,50 m yüksekliğe varan ve büyük taşlardan oluşan duvarlarla desteklenmiş. Bu yolunun büyük bir bölümü zamanımızda yol yapımında ortadan kalkmıştır. Tahtalı Dağı’nın eteklerinde yetişen güllerin İlkçağ’da ünlü olduklarını Plinius’un “Phaselis’in zambakları övgüye layık bulunur” cümlesinden öğreniyoruz. Tahtalı Dağı eteklerinde yetişen güllerin Phaselis’te işlenerek ticari bir ürün olarak satıldığından tarih kitapları söz eder.” (kaynak: Hüseyin Çimrin; http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=43123&start=5

Sahile doğru bakayım istedim
İsveçli bir firmanın büyük zahmetlerle yaptığı anlaşılan yüksek emniyetli bu muazzam teleferiğin alt (biniş) istasyonu denizden 726 metre yükseklikte. Çam ormanları arasındaki ilk istasyon harika bir manzaraya sahip. 80 kişi kapasiteli teleferik 4 taşıyıcı direkle 2365 metre yükseklikteki zirveye ulaştırıyor. Tahtalı Dağı, Ocak-Nisan arası karlarla kaplı zirvesinden Akdeniz’e doğru dünyanın en güzel doğa koruma alanları üzerinden sarp kayalıklar, sedir ormanları ve gözünüz ilişirse vahşi hayvanlar görmenize imkan sağlıyor. Finike’den Side’ye uzayıp giden sahil şeridi, yeşil farklı tonlarını sisin gizemiyle örtüyor kimi zaman. Sedir ormanları iki bin metrenin üzerinde dağları adeta kaplamış. Karlı tepeler zirveye uzaklardan görülüyor bahar aylarında. 

Uzaklardan Tahtalı Dağı

Yaz döneminde her sabah 09:00 akşam 19:00 arası, saat başı ve buçuklarda zirveye hareket eden teleferikle 10 dakikalık heyecanlı bir yolculuk yapılabiliyor. Zirvede büyük bir tesis mevcut. İkinci katında bir alakart restoran ve bir kafe bulunuyor. Bütün güzellikleri ise teras kata çıkarak temaşa ediyorsunuz. Tesisin arka tarafından dağların düzlüklerinde kalan yaylalar ve uçsuz bucaksız dağ silsileleri görülüyor. Beydağları’nın zirvelerine dokunacak kadar yakınsınız adeta. Buradan Tunçdağı (2649 m.), Bakırtepe (2547 m.) ve Antalya’nın en yüksek tepesi olan Kızlarsivrisi (3070 m.) rahatlıkla görülebiliyor. Terastan kıyıya bakıldığında üç adalar, Tekirova, Çamyuva ve Kemer, Phaselis, Olympos, Porto Ceneviz Limanı ve Adrasan Koyu’na kadar olan sahil kuş bakışı görünüyor. Öğle sonrası gitmişseniz bulut kümeleri ayağınızın altında kalıyor. Dünyanın en uzun yamaç paraşüt uçuşu da buradan yapılıyor.
Yükseklik korkusu olanlar için teleferiğin yükseklik farkının 1639 metre olduğunu belirtmemde fayda var. “Sea to Sky” sloganına yakışan bir serüvenin içinde olmak, deniz kenarından kısa bir kaçış planınızla mümkün. Alternatif günübirlik seçenek arayan tatilci ve gezginler için de son derece ideal.

31 Aralık 2015

2016'ya Girerken

2016 takvim yılında dileklerimiz gerçekleşir umarım.

28 Aralık 2015

Eski Takvimler


Eski takvimler...
Beni yıllar yıllar öncesine götürürler.


















21 Aralık 2015

365 Gün Parisliler

Fotoğrafçı Constantin Mashinsky her gün sokakta karşılaştığı bir Parisli’nin portresini çekiyor.
Fotoğrafın çekildiği ana dair bir ayrıntı veya kişi hakkında subjektif yorumunu da fotoğrafın altına ekliyor. 365 Parisiens (365 Parizyen) adlı bu seri tek tek kişiler üzerinden genel bir Paris portresi çıkarıyor.









14 Aralık 2015

Konya gezisi Raporu


Dr. Firuzan Kınal'ın Konya gezisi Raporu adlı çalışması.
Linke tıklayın.
https://drive.google.com/file/d/0ByWOqGgYwGrsX1M3V3BKcTNCUUE/view?usp=sharing

02 Aralık 2015

Fasıllar Anıtı




Fasıllar Köyü görünüm
Fasıllar Konya’nın Beyşehir ilçesine 18 km. uzaklıkta bir köy. Köye iki ayrı yoldan ulaşmak mümkün. Beyşehir-Seydişehir karayolunun 3. kilometresinden sola dönerek Çiçekler köyünden veya Seydişehir-Konya Karayolunun 25. kilometresinde Çavuş Kasabasından sola saparak Tepecik ve Çiçekler köylerinden sonra asfalt yoldan ulaşılabiliyor.
Konya il merkezine çok da uzak olmayan Fasıllar Köyü, Anadolu’nun zengin tarihi birikimine sahip. Adeta bir açık hava müzesi gibi. Sıcak bir Ağustos günü yörede gezerken buradaki kültür varlıklarına nasıl sahip çıkılmadığını düşünüp durdum. Yerli ve yabancı misafirlerin işini kolaylaştıracak tesislere, ve anıtlara giden yolların iyileştirilmesine ihtiyaç var.
Fasıllar ve civarı Hitit, Roma ve Bizans’a ev sahipliği yaptığı gibi daha eski zamanlarda da yerleşime sahne olmuş. Roma ve Bizans eserlerinin fazlaca görüldüğü yörede çok sayıda anıt mevcut. Köyün Asar (Hisar) Tepesi, Uhuz Tepesi ve eski köylerin bulundukları yerler tarihi eser itibariyle çok zengin. Fasıllar'ın kuzeybatısında yer alan Asar Tepenin kuyuları, sarnıçları, Uhuz Tepenin mermer bina kalıntıları bunlardan birkaçı. 
Lukianus Anıtı

Köyün kuzeyine düşen Kurtbeşiği Tepesi’nin doğu yamacında yer alan Fasıllar Anıtı, MÖ XIII. yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor ve Tarhuntaşşa Kralı Kurunta tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Fasıllar Heykeli, Hitit sanatı için ayrıca önem taşıyor. Çünkü bu döneme tarihlenen heykellerin çoğu küçük boyutlarda ve profilden bir görüntü verirken, bazalt taşından yapılan bu heykel cepheden tasvir edilmiş ve yaklaşık yetmiş tonluk ağırlığa sahip. 2,25x2,75x8,30 metre boyutlarında. Bu anıtın bir başka özelliği ise, Hitit kabartmalarının çoğu sabit tabii kayalıklara ve taşlara yapılmışlarken, bu anıt bağımsız bir blok üzerine işlenmiş olması. Köyün yamacında yatan bakımsız bu devasa anıtın ayağa kaldırılması, insan eliyle gelecek zararlardan ve doğal tahribattan kurtarılması gerekiyor.
Hitit anıtı ve bu yerleşme arasında da antik dönemden kalan sarnıç yapıları ve ana kayalara oyulmuş lahit mezarlar dikkati çekiyor. Yapı ve sur duvarları kalıntılarının yaklaşık bir km çapında bir alana yayıldığına bakılırsa buranın antik çağda büyük bir kent olduğu ortaya çıkıyor.
Fasıllar Anıtı

Yöre halkının Atkaya dedikleri Lukianos Anıtı oldukça görkemli. Dağa oyulmuş derin bir niş şeklinde. Hücrenin sağ tarafında ise kayadan bir sütun ortaya çıkarılmış. Sol tarafta ise sağ ayağını yukarı kaldırmış bir at tasviri görülüyor. Sütunun solunda “Heros Progamios” ve nişin kemeri üzerinde “Lukianos” yazılı.
Fasıllar Anıtı ve Lukyanus Anıtıyla birlikte ayrıca bu yörede Diyeskurlar Anıtı ile Bereket Anıtı, Kapıkaya, Erler Kayası, Gavurmeşedi, Cevizler, Oğuzlar Hamamı, Sulu İn, Yerebatan Çeşmesi gibi ören ve kalıntılar bulunuyor.


Fasıllar köyündeki tarihi çevrenin bir arkeo-parka dönüştürülmesi, tanıtımının yapılması buranın bilinirliğini arttıracaktır. 
(Çok gecikmiş bir yazı olup, fotoğraflar 12.08.2009 tarihine aittir.)
Kaynaklar:
-Hasan Bahar-Hatice Gül Küçükbezci, Fasıllar Anıtı, Konya Ansiklopedisi, 3/293-294;
(Muammer ULUTÜRK)



10 Kasım 2015

Kudüs Fotoğraflarım (izinsiz kopyalanamaz ve kullanılamaz)

Cuma Namazı sonrası Kubbet'üs-Sahra..
30 Ekim 2015

İsrail askerleri mani olduklarından el-Halil şehrine giremedik.

Lut Gölü veya Ölüdeniz kıyısı/Eriha. Batı Şeria-Ürdün sınırı.
Deniz seviyesinden 422 metre aşağıda.

Sabah 06.30. Okul yolunda çocuklar.
İşgal altındaki Kudüs'te hayat devam ediyor.
Selam sizlere...

Hz. Davud'a giden yol. Sion tepesi demeyeyim. Davud tepesi diyeyim.
Kudüs, 29 Ekim 2015

İsrail'in "Utanç Duvarı"nda Leyla Halid.
Duvarlar şimdilik Berlin Duvarı'ndan 10 kat daha uzun, 2 kat daha yüksek. Bittiğinde 760 km.yi bulacak.

Kudüs'te bir sokak

"Golgotha", Kıyamet Kilisesi.
Hıristiyanların Hz. İsa'nın çarmıha gerildiğine ve yeniden burada dirileceğine inandıkları kilise.
Kudüs Rum Ortodoks Patrikliğinin de merkezi.

Türkiye'ye selam gönderen Filistinliler.
En sevdiğim fotoğraf bu oldu. Kudüs, 30 Ekim 2015.

Ağlama Duvarı, Şabat, Kudüs
31 Ekim 2015.

04 Kasım 2015

Geçmişten Günümüze Şehir ve Kadın Sempozyumu


Canik Belediyesi ve History Studies Dergisi ( Journal of History Studies), çağdaş belediyeciliğin yanında şehrin sosyal ve tarihi dokusunu inşa etme çerçevesinde her yıl düzenlediği sempozyum ve bilimsel organizasyonlara bu yıl da devam etmektedir. Bu nedenle geçen yıl yapılan “Şehir ve Çocuk” konulu sempozyumun devamı mahiyetinde de sayılacak olan bir konuyu bilim adamlarımızın araştırmalarına açmaktadır. Şehrin tarihi dokusunu ortaya çıkarmak amacıyla bu yılki sempozyumun konusu “Geçmişten Günümüze Şehir ve Kadın” olacaktır. 
01 – 03 Nisan 2016 tarihlerinde Samsun / Canik’te düzenlenecek olan “Geçmişten Günümüze Şehir ve Kadın” konulu uluslararası sempozyumda tarihin ilk dönemlerinden itibaren Samsun / Canik veya dünyanın değişik yörelerinden şehirlerin tarihsel gelişimi, sosyal dokuları, sosyal yaşamları, insan ilişkileri, şehirlerde kadın ve kadınların yaşamları tarihsel boyutta ele alınabileceği gibi modern zamanda da incelenebilecektir.
Sempozyuma müracaatı kabul edilenlerin ulaşım, yemek ve konaklama giderleri Canik Belediyesince karşılanacaktır.

Genel alt başlıklar :

İlkçağda Kadın ve Şehir
Ortaçağda Kadın ve Şehir
Dinlerde Kadın
İslam Dünyasında Kadın ve Şehir
Müslüman Türk Devletlerinde Kadın ve Şehir
Osmanlı’da Kadın ve Şehir
Cumhuriyet Döneminde Kadın ve Şehir

Sempozyum Takvimi

Bildiri Özetlerinin son kabul tarihi: 1 Aralık  2015
Bildirilerin kabul ediliş ilanı: 30 Aralık 2015
Sempozyum tarihi: 01 – 03 Nisan 2016

17 Ekim 2015

Dülgerler Köyü

Bu yazıyı 26 Eyl 2007 tarihinde bir fotoğraf paylaşım sitesine yazdığımı hatırladım. 8 yıl geçmiş aradan. Blogda bulunması iyi olurdu.

Arkeolog, Sanat Tarihçisi yahut Tarihçilerin dikkatini çekebileceğini düşündüğüm bu köyü, Hadim başlığından ayırmak isabetli olurdu. Öyle de yapıyorum.

Yerköprü Şelalesi için gittiğimiz gezi planımızda burası yoktu. Arkadaşlarım beni kırmadılar sağolsunlar. Sadece merak etmiştim ve hiçbir bilgim de yoktu. Şelalenin birkaç kilometre üzerinde yer alan Dülgerler Köyüne iyi ki uğramışız demekten kendimi alamadım.

Köyün centilmen muhtarı Hasan Hüseyin Büyükünlü, bana köy hakkında detaylı bilgiler verdi. Dülgerler köyünün önceki adı “Düverler” imiş. Karamanoğlu Mehmet Bey’in annesinin bu köyden olduğunu ve yakın zamana kadar ona ait bir evin bulunduğunu, bildiği kadarıyla bu Düverler adının, “Oğuz boylarının” birinden geldiğini, Romalılar döneminde ise köyün adının “Artenada” olduğunu söyledi. Burası vaktiyle en eski yerleşim alanlarından biriymiş. Üç şehirden oluşan yörede en varlıklı yer bu köymüş. Yakında bulunan Göynükkışla Köyü’nün zamanında askeri üs olarak kullanıldığını anlattı. Civardaki diğer iki köy Manyan ve Bağdatkırı da bu önemli yerleşim alanını çevreliyor. Okulun olduğu yerde büyük bir yıkıntı olduğunu ve inşaat sırasında çıkan çoğu işlenmiş taşların cami ve çeşmenin yapımında kullanıldığını ifade etti.

Çıkarılan buluntulardan dört tanesi okul bahçesinin içinde. Fazlaca zarar görmemiş mermerden bir aslan, üzerinde insan kabartmaları bulunan iki mezar taşı ve irice bir balık kabartması işlenmiş dikdörtgen bir mermer blok bulunuyor burada.

Muhtar, Arkeoloji Müzesinden ve diğer yerlerden gelen uzmanların anlattığına epey dikkat kesilmiş anladığım kadarıyla. Köyde Hitit, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izleri bulunduğunu, köyün altında ise devasa Işıkini Mağarası’nın yer aldığını, burada kazı yapılması halinde her yerden tarihi bir şey çıkacağını ve köyün tanıtımı adına açık hava müzesi oluşturmak istediklerini söyledi.

Köy, Konya il merkezine 120 km. uzaklıkta, 60 hane ve 220 nüfusa sahip.

Bu köyün ciddi bir tanıtıma ve bilimsel çalışmalara ihtiyacı var. Büyükünlü, kapılarının herkese açık olduğunu ve misafir ağırlamaktan memnuniyet duyacaklarını belirtti. Geç saatte geldiğimiz için köy içinde detaylı fotoğraf çekemedim. İşte çok önceden çıkarılıp cami ve çeşme duvarında kullanılan söz konusu buluntular:






14 Ekim 2015

Ozan SAĞDIÇ

"16. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali" kapsamında "Mimaride Işık" temalı fotoğraf yarışması jürisi olarak önce 19-20 Eylül 2015 tarihlerinde, ardından da 9-11 Ekim 2015 tarihlerinde festival açılışı münasebetiyle Safranbolu'da idim. 

Altınsafran Fotoğraf Yarışması Jürisi, 19 Eylül 2015
Jüride Ozan Sağdıç, Hamit Yalçın, Tuna Akçay ve Ata Yakup Kaptan ile birkaç gün aynı ortamlarda bulunduk. Ben burada hem Ankara-Safranbolu yolculuğumda hem de Safranbolu'da tanıdığım Ozan Sağdıç'ı kısaca anlatmak istiyorum.




Hamit Yalçın objektifinden Ozan Sağdıç
Ozan Sağdıç, 10 Ekim akşamı, TÜRKSOY'un davetlisi olarak Safranbolu'ya Türk dünyasından gelen fotoğrafçılara yaptığı saydam gösterisinde ("Fotoğrafla 60 Yıl" ve "Demir Ejder'in Ağıtı") tarzını  belgesel-fotojurnalizm-mizah olarak tarif etti. Hayatı boyunca günlük yaşama esprili bir dille yaklaşmış zaten. Kendisi de tam öyle biri zaten. Esprili, neşeli, konuşkan. 81 yaşına rağmen, hayat dolu.

Ben, ustayı herşeyden evvel çok bilgili bulduğumu söylemeliyim. Yıllar öncesinin hatıralarını keyifle dinledim kendisinden. Türk Edebiyatının, sanatının, fotoğrafının ustalarını görüntülediği fotoğraflarını görme ve konuşma imkanı buldum. Sağdıç, bazıları yaşıtı olan diğerlerinde gördüğümüz gibi kibirden gururdan uzak kalabilmiş biri. Arşivinde olağaüstü bir birikim mevcut. Kendisine fotoğrafın maddi olarak neler kazandırdığını sordum. Bazı dönemlerde iyi kazandığını ancak bunun yeterli bir birikim sağlamadığından söz etti. Kurucularından olduğum Anadolu Fotoğraf Derneğinin farklı yarışmalarda jüri üyesi olma teklifimize hiç hayır demedi Sağdıç. Bunlardan bazılarında bizimle birlikte yer aldı. 

Fotoğrafın dışında, Ömer Hayyam ve Mevlana'nın rubailerini Türkçe'ye çevirmeye devam ediyor, Tarih dergisinde yazılar yazıyor.

Bir çok ödülün sahibi olan Sağdıç, Türkiye'deki tipik fotoğrafçılardan çok daha fazlasını ifade ediyor. Kendisine sağlıklı ömürler diliyorum.

Kitapları: