Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

04 Ocak 2019

Kuru Yemişlerin Faydaları


AY ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI
  • Kolesterolü düşürür.
  • Damar sertliğini giderir.
  • kir işçilerinin ve zayıf kalmış çocukların günde 50 gram yemesi tavsiye edilir.
  • Cinsel arzuyu artırır.
  • Kalp ve sinir hastalıklarını önler.
  • İdrar söktürür.
  • Solunum sistemi rahatsızlıklarında iyileştirici etkilere sahiptir.
  KABAK ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI
 
  • Böbrekleri güçlendirir.
  • Böbrek, mesane iltihaplarını önler.
  • İdrar yollarında oluşan hastalıkları giderir.
  • Bağırsak kurtlarını düşürür.
  • Birçok prostat ilacının bileşiminde kabak çekirdeği bulunmaktadır.
  TUZLU FISTIK FAYDALARI
 
  • Cinsel arzuyu artırır.
  • Zihinsel ve bedensel yorgunluğu alır.
  • Böbrek ve safrakesesi ağrılarını hafifletir.
  • Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.
  • Yalnız olarak yenmeli, portakal, elma, armut gibi meyve veya sebzelerle tüketilmemelidir.
  ANTEP FISTIĞI FAYDALARI
 
  • Günde 10-12 adet yenilen iç antepfıstığı,vücudun günlük yağ ihtiyacını karşılayabilmektedir.
  • 100 g antepfıstığı vücudun günlük protein,vitamin B1 ve fosfor ihtiyacının %35``ini karşılayabilmektedir.
  • Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığının riskini azaltır.
  • Antepfıstığı şeker hastalığında (Diabete Mellitus)kullanılabilir.
  • İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.
  • Antep fıstığı nekahet dönemlerinde de vücudun dostudur. Bir terkip içinde veya tek başına tüketilen fıstık, nekahet dönemin rahat ve kısa sürmesini sağlar, bünyeyi dirençli hale getirir.
  • Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatır, ağrılarını hafifletir, öksürüğün geçmesine yardımcı olur.
  KAJU FISTIK FAYDALARI
 
  • Çinko içerdiğinden gribe karşı koruyucu etkisi vardır, bağışıklık sistemini güçlendirir, büyüme ve gelişmeyi olumlu etkiler.
  • İçerdiği minerallerden magnezyum (276 mg/100 gr) kemik ve sinir dokusunu besler, kasların çalışmasını düzenler, kalp atışlarını düzenler.
  • Kansızlığın önemli rahatsızlıklara yol açtığı hamile ve çocuklarda D vitamini içeriği ile eksikliği giderir, kemikleri ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Özellikle gebelikte takviyesi gereken demir (6,43 mg/100 gr) mineralini içerir.
  • İçerdiği selenyum ile vücudu çeşitli hastalıklardan korur,şeker hastalığının gelişimini engeller,kansere karşı direnci arttırır.
  • İçerisinde bulunan potasyum tansiyon düşürücü özelliğe sahiptir. Kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları, hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.
  FINDIK İÇİ FAYDALARI
 
  • Cildi güzelleştirir.
  • Varis tedavisinde faydalıdır.
  • Enerji verici ve besleyicidir. Cinsel gücü artırır.
  • Güç ve dikkat gerektiren durumlarda yararlıdır.
  • Böbrekteki kum ve taşları döker, böbrek rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır.
  • Vücutta artık madde bırakmadan protein verir ve vücudun normal çalışmasına, zayıf düşmemesine yardımcı olur.
  • Gelişme çağındaki çocukların gelişmelerini daha iyi sağlamak için fındık verilmelidir.
  • Yüksek tansiyondan prostata, kalp şikâyetinden menopoz dönemi sorunlarına kadar birçok rahatsızlıkta fındık vücudu güçlendirici ve sağlığımızı koruyucu bir görev üstlenir.
  • Yapılan pek çok araştırma, fındığın kolesterolü düşürdüğünü ve kalp krizi riskini azalttığını, içerdiği yüksek kalsiyum sayesinde kemikleri ve dişleri güçlendirdiğini, cinsiyet hormonlarını geliştirdiğini ve günlük yaşamda enerji verdiğini ortaya koyuyor.
  • Her gün sadece 25-30 gr fındık yemek, günlük E vitamini ihtiyacının yüzde 100`ünü karşılıyor.
  • Son zamanlarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, fındıkta bol miktarda bulunan beta-sitosterol maddesi, kolesterolü düşürmede ve kanser (kolon, prostat, göğüs) gibi pek çok hastalığı önlemede önemli bir rol oynayabiliyor. Bu husus, tümör büyümesini engelleme ve apoptosis uyarımı içinde geçerli.
  PATLATMALIK MISIR FAYDALARI
 
  • Mısır lifli bir besindir. Bu yüzden kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve kabızlığı önler, alınan posa miktarı artıkça koroner kalp hastalığı riski de azalır.
  • İçerdiği yüksek karbonhidrat miktarı sayesinde enerjinize enerji katar.
  • Mısırda protein, kalsiyum, demir , fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur.
  BADEM FAYDALARI
 
  • Sinirleri güçlendirir.
  • Göğüs hastalıklarını önler.
  • Beden ve zihin yorgunluğunu giderir.
  • Hamilelerin sütünü artırır ve bebeklerin gelişimine yardımcı olur.
  • Böbrek ve idrar yolları iltihaplarını iyileştirir.
  • Badem yağı ayrıca müsil olarak da kullanılır.
  • Kolestrolü düşürür. Kalp krizi riskini azaltır.
  • Her gün 42 gr badem veya fındık tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.
  • Kan şekeri düzeyini ayarlar; kansere yakalanma riskini azaltır.
  • Cinsel güçsüzlüğe karşı etkilidir.
  • Bedenin ve zihnin yorgunluğunu giderir.
  • Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.
  LEBLEBİ FAYDALARI
 
  • Anne sütünü artırır.
  • Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
  • Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
  • Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.
  BEYAZ LEBLEBİ FAYDALARI
 
  • Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
  • Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.
  • Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
  • Anne sütünü artırır.
  CEVİZ FAYDALARI
 
  • Kanda kolesterolün yükselmesini önler.
  • Beynin çalışmasını güçlendirir.
  • Çocukların okul performansları ve hatırlama yetileri arttırmak için gereklidir.
  • İçerdiği fosfor ve kalsiyum zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • İyi bir antioksidan kaynağı olması sebebiyle kanserle savaşta önemli rolü vardır.
  • Ceviz yenmesi, kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur: Cevizin içerdiği doymamış yağlardaki linoleik asit, kolesterol düzeyini düşürür. Ayrıca içerdiği alfalinoleik asit ile omega 3 yağ asitleri, damar tıkanmalarını önler. Yapılan araştırmalar, düzenli ceviz yiyen kişilerde koroner damar hastalıklarına yakalanma riskinin önemli oranda azaldığını göstermektedir.
  • Kansızlığı önler.
  • Şeker hastalıklarında kap hastalığı riskini düşürür.
  • Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara karşı koruyucudur.
  • Mide gazını ve sindirim bozukluklarını giderir.
  • Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesine,akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen
  • Potasyum açısından oldukça zengindir. Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.
  • Safra kesesi taşı oluşumunu engellediği saptanmıştır.
  KURU İNCİR FAYDALARI
 
  • Kansere karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Hamilelerde ve çocuklarda kemik gelişimini sağlar.
  • Yaşlılarda kemik erimesini önler.
  • İçerdiği protein ile hücreleri tamir eder ve yeniler.
  • Zengin demir minerali ile kanı güçlendirir.
  • Kemik hastalıklarında ve gelişim bozukluklarında olumlu etkileri gözlemlenmiştir.
  • Pektik maddelerin kaynağı olmasından dolayı, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi, şeker hastalıklarında kan şekerinin hızla yükselmesini önler.
  KURU HURMA FAYDALARI
 
  • Hurma, zihni ve bedeni gelişmeyi sağlar.
  • Kansere karşı koruyucudur, öksürüğü keser, boğaz ağrısını, bronşiti ve soğuk algınlığını giderir.
  • Kemik hastalıklarında faydası ise yadsınamaz.
  • Mineraller açısından oldukça zengindir. İçeriğinde kalsiyum. potasyum. demir, B vitamini bulunmaktadır.
  KURU KAYISI FAYDALARI
 
  • Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stresi azaltır.
  • Karaciğerin tahrip olan kısmının tamirini yapar.
  • Kemiklerin düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar.
  • Kan yapımını artırarak, kansızlığa engel olur.
  • Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, meydana gelmiş ülserlerin iyileşmesinde rol oynar.
  • Böbreklerde taş oluşumu riskini azaltır.
  • Üreme sistemi üzerinde önemli rolü bulunup, cinsel gücü artırmaktadır.
  • Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir.
  • Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar.
  • Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar.
  • Potasyum oranı yüksek olması nedeniyle kalp yetmezliği,böbrek hastalıkları,hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.
  • Saf karbonhidrat içerdiğinden hazır enerji kaynağıdır.
  • Ciltteki pürüzleri gidererek daha düzgün ve canlı görünüm sağlar.
  • Kayısı A,B,C vitaminleri, protein, bol miktarda şeker ve madensel tuzlar içeren bir meyvedir. İştah açar, kan yapar, bedensel ve ruhsal yorgunlukları alır.
  • Sinirleri güçlendirir, uyku verir, kabızlığa iyi gelir.
  KURU ÜZÜM FAYDALARI
 
  • Üzüm ürünlerindeki demir, kalsiyum ve potasyum minerallerinin, kemik gelişimi yanında kansızlığı, halsizliği, zayıflığı ve ishali tedavi edici özelliği bulunmaktadır.
  • Kilo almak isteyen de rejim yapmak isteyen de üzüm yemelidir çünkü enerji verir.
  • Protein ve karbonhidrat kaynağıdır. A,B1,B2,B6, C vitaminleri ile fosfat, kalsiyum, demir, fosforik asit, organik asitler, formik asit minerallerini içerir. Günlük kalsiyumun 1/5’ini ve demirin ise 1/3’ünü karşılar. Mineraller halsizliği, kansızlığı, ishali ve zayıflığı tedavi eder.
  • Karaciğer zafiyetine, öksürüğe, bronşite iyi gelir.
  • Unutkanlığı azaltıcı etkileri olduğu gölemlenmiştir.
  • Diş çürümelerini engeller.
  • Üzümde %20 oranında direk olarak kana karışan şeker vardır. Bu özelliği ile bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır.
  • Gıda şekli anne sütüne benzer. Üzümdeki bol demir kan yapar.
  TÜRK KAHVESİ FAYDALARI
 
  • Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir.
  • Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar.
  • Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.
      .  Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması,  bir başka     dikkat çekici araştırma sonucu.
  • Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başlıyor. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var.
  • Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek.
  • Kanser riskini azaltıyor: Norveç’te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
  • Kanser riskini azaltıyor: Norveç’te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
  • Alzheimer’i önlüyor Portekiz’de 2002 yılında yapılan araştırmaya göre kafein beyni zinde tutuyor.

Bodrum (Video)





Videodaki güncel fotolar: Ali DİZDAR

Taking shape: the new bridge at the Hoover Dam

Creeping  closer inch by inch, 900 feet above the mighty  Colorado River, the two sides of a
$160  million bridge at the Hoover Dam slowly take  shape.
 

When  complete, the bridge will provide a new link  between the states of Nevada  and   Arizona . 
In  an incredible feat of engineering, the road will  be supported on two massive concrete
arches  which jut out of the rock face.
 
The  arches are made up of 53 individual sections,  each 24 feet long, which have been
cast  on-site and are being lifted into place using an  improvised high-wire crane strung between
temporary  steel pylons. 

The  arches will eventually measure more than 1,000  feet across.  At the moment, the structure  looks 
like  a traditional suspension bridge.  
But once the arches are  complete, the suspending cables on each side
will  be removed.
   Extra  vertical columns will then be installed on the  arches to carry the road.

The bridge has become  known as the Hoover Dam bypass, although it is  officially called the 

Mike  O'Callaghan-Pat Tillman Memorial Bridge, after a  former governor of Nevada and an American football
player  from Arizona who joined the US Army and was  killed in Afghanistan.  


 
Work  on the bridge started in 2005 
and  should finish next year.  An estimated  17,000 cars and trucks will cross it every  day.



13 Aralık 2018

Üsküp Kitabı


13.12.2018
Osmanlı döneminde, birçok şair tarafından Bursa’nın Balkanlardaki örneği olarak tarif edilen Üsküp, mimari eserleri ve coğrafyası ile bu tanımlamayı hak eden bir şehirdir. Kuruluş ve inkişafı dahi Bursa örneğinin bir kopyası niteliği taşıyan şehir, günümüzde Balkanlarda Türk-İslam kimliğini büyük oranda devam ettiren bir özellik gösterir.

Erken bir tarihte Osmanlı sınırlarına dahil olan şehir, Osmanlı sultanları ve kızları ile Osmanlı ümerası tarafından kurulan vakıflarla bir Türk-İslam şehri hüviyetine kavuşmuştur. İlk dönemlerde Balkanlardaki fütuhat siyasetinin uç merkezliğini yapan şehir, 18. yüzyılda iktisadi bir merkeze dönüşmüştür. Osmanlı arşiv vesikaları başta olmak üzere seyyahlar ve yerinde yapılan gözlemlere dayanan bu eser, yüzyıllar içinde şehrin kimliğini yansıtmanın yanı sıra karanlıkta kalan birçok noktayı aydınlatmak için hazırlanmıştır.
(kitap tanıtımından)

18 Kasım 2018

İlk Fetih Kutlamaları

İstanbul'da müstesna bir gün…
11 Haziran 1914...
Osmanlı, İstanbul’un fethini, II. Meşrutiyet sonrasında, 1910'dan itibaren kutlamaya başlar. Ancak I. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde, 1914'teki kutlamalar, gerçek bir doruk noktasıdır.

Popüler TARİH / Mayıs 2003 /Vahdettin Engin

II. Meşrutiyet önce­sinde, bu tür alışkanlıklar, böylesi bir gelenek de yoktur
İstanbul'un fethinin yıl­dönümleri, II. Meşruti­yet dönemine kadar herhangi bir kutlamaya vesile teşkil etmez. Esas itibariyle, II. Meşrutiyet önce­sinde, bu tür alışkanlıklar, böylesi bir gelenek de yoktur. 1908 yılından sonra ikti­dara gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu tür anlamlı gün­leri kutlamayı bir gelenek ha­line getirmek ister. Örneğin, İkinci Meşrutiyet'in ilan günü olan, Rumi 10 Temmuz 1324, Miladi 23 Temmuz 1908 tari­hi, 'millî bayram' ilan edilir, İttihat ve Terakki iktidarının dünya görüşü, milli de­ğerleri sahiplenme­yi öngörmektedir. Bu nedenle, söz ko­nusu dönemde, mil­li hassasiyetler ön plana çıkarılır. 




1910 yılın­dan beri, fethin yıldönümü kutlanmaktadır
 Bu bağlamda hayata geçirilen bir uygulama da, İstanbul'un fetih gününde kut­lama törenleri yapılması olur. Bu kutlamaların en görkemli­lerinden biri, 1914 yılında yapılan törenlerdir.
Esas itibariyle, 1910 yılın­dan beri, fethin yıldönümü kutlanmaktadır. Ama 1914 yılındaki kutlamalar, gerçek­ten çok muhteşem olur. Dö­nemin gazetelerinin belirttiği­ne göre, kutlamalara yüz binin üstünde bir topluluk katılır.




Tarih farklılığı…
İstan­bul'un fethi 11 Hazi­ran'da kutlanıyordu
'Fetih günü kutlaması' de­yince, bir konuya öncelikle açıklık getirmekte fayda var: Osmanlı, İstanbul'un fethini, günümüzde oldu­ğu gibi, Miladi 29 Mayıs'ta değil, Rumi 29 Mayıs'ta kutluyordu. Hal böyle olunca, tö­renlerin gerçekleş­tirildiği Rumi 29 Mayıs günü, Mi­ladi olarak, 11 Haziran'a denk ge­liyordu. Yani daha açık bir ifadeyle,  İstan­bul'un fethi 11 Hazi­ran'da kutlanıyordu.
Nitekim o dönemde Fransızca yayımlanan ve Mila­di takvimi temel alan 'Monite­ur Oriental' gazetesinin, fetih günüyle ilgili olarak, "11 Hazi­ran 1453; İstanbul'un fethinin yıldönümü kutlanıyor" başlığı­nı kullandığını görüyoruz.
Çok görkemli geçen 11 Haziran 1914 tarihli kut­lamalar, dönemin gazetelerinde geniş bir şe­kilde yer almıştır...

Tanin'deki haberler
Şimdi, Ta­nın gazetesine yansıyan ha­berlerden tö­renin gelişimi­ni adım adım izleyelim:
"Dün, İstanbul müstesna günlerinden birini daha yaşadı. Yakın vakte ka­dar milli heyecanın bu kadar beliğ bir misaline tesadüf ede­memiştik. Fetih gününün ebe­di bir yadigârı olmak üzere, günümüze kadar ge­len Ayasofya ile Fa­tih'in türbesi arasın­da yer alan bütün caddelerde, dükkan­lar kapanmış, pen­cerelerden, kapılar­dan bayrakların kır­mızı ve beyaz dalga­ları taşmış, havanın çok kötü olmasına rağmen, bütün halk takım takım yolla­ra düşmüştü."
Haberin sonraki paragraf­larında, Tanin gazetesi muha­biri, şiddetli yağmur altında, caddelerde ilerlemeye çalışan İstanbul halkının nasıl zaman zaman bir saçak altına sığındı­ğını, sonra hava yeniden açtı­ğında, 'yolların nasıl geçilemeyecek kadar dolduğunu' aktarır.




En önde, üç Yeniçeri
Daha sonra Ta­nin gazetesi muhabi­ri, törenin bütün ay­rıntılarını okurlara tek tek aktarır:

"Merasim ka­filesi, program dahilindeki ter­tibat ile Ayasofya'dan Fatih'e doğru hareket etti. Bu milli ve dini kafilenin en önünde, Os­manlı tarihinin canlı bir gölge­si şeklinde, üç yeniçeri gidiyor­du. Sokaklarda gittikçe taşan halk, her taraftan birer parça daha artıyor ve kalabalığa bir­çok bin adetleri katılıyordu. Artık Fatih Meydanı'na gelin­diği zaman, koca meydanda insandan bir kitle, kımıldaya­mayacak bir parça meydana getirmişti."
Resmi merasim ve konuş­malar da tek tek gazetenin sayfalarına yansır:
"Kutlama merasimine Fatih Camii'nin arka tarafında ve merdivenle­rin bulunduğu mahalde baş­lanmıştır. Evvela bu milli tö­reni hazırlayan Mehmet Ziya Bey tarafından uzun bir ko­nuşma yapılmış ve çok alkış­lanmıştır."

Hamdullah Suphi kürsüde

Tanin sütunlarında, töre­nin akışı sürmektedir:
"Ziya Bey'in bu hararetli nutkundan sonra Türk gençlerinden Hü­seyin Ragıp Bey pek vatanper­verane ve uzun bir nutuk irad etmiş ve alkışlanmıştır."


Hüseyin Ragıp Bey'in ar­dından 'Türk Ocağı namına Hamdullah Suphi Bey' konu­şur: "Türklük mefkuresinin ulviyetinden" söz eden, "Türk imparatorluğunun (...) Avru­pa'yı gıpta ettirecek cesaret ve cihangirlikler göstermeye mu­vaffak olacağını" vurgulayan bu konuşmada, yaklaşan sa­vaşın havasını koklamak mümkün olur...
Hamdullah Suphi'nin (Tanrıöver) ardından, önce 'İstanbul Sultanisi 7. sınıf tale­besinden Refet Efendi' sonra da şair Aka Gündüz ve 'mual­lim Celalettin Arif Bey' konu­şurlar.
Ömer Naci konuşuyor

Celalettin Arif Bey'den sonra kürsüye, dönemin ünlü isimlerinden Ömer Naci gelir. Güçlü bir hatip olan Ömer Naci'nin ardından, dönemin 'Bahriye Nazırı' Cemal Paşa irticalen bir konuşma yapar. Tanin muhabiri, bu konuşma­yı gazetenin sütunlarında ay­nen aktarır. (merakediyorum notu: hazırlayanlar merakediyorum grubu) Cemal Paşa'nın kısa söylevi, uzun bir alkış dalgasıyla karşıla­nır...







 Cemal Paşa halka sesleniyor:
'Bir milleti yükselten nedir?'

"Vatandaşlar, Türklük ve Osmanlılık ve İslamiyet alemini temsil eden Osmanlıların, bugün Türklerin en büyük hakanının mübarek kabri önünde kemal-i hicapla toplanan milletin bu utançtan kurtulması, ancak çok çalışmakla mümkündür. Ben hayatımda, büyük Fatih'in çocukluğunda geçirmiş olduğu bir olaya her zaman çok büyük önem verdim... Bir gün, Hazreti Fatih'in hocası Akşemsettin-i veli, Fatih'in odasına hiddetle girdi. Fatih hazretleri böyle sopa ile gelmesinin sebebini sorduğu zaman hocası, 'Eğer çalışmazsan seni döveceğim' dedi. Ey gençlik! Size hitap ediyorum. Eğer siz de çalışmazsanız Fatih'in ruhu sizi sopa ile dövecektir... Bir milleti yükselten iki şeydir: Biri dimağındaki ve diğeri kolundaki kuvvettir. Dimağındaki kuvveti uyuşanlar yalnız maddiyat ile boğuşurlar. Dimağında kuvvet olanlar ise ilim ile uğraşanlardır. Bizler daima ilme doğru gitmeli, dimağımızla uğraşmalıyız. Böyle yaparsak, her şey hasıl olur ve millet servete nail olur. Bize donanma lazımsa onun için para bulur. Ümit edelim ki, gelecek sene bugün buraya geldiğimiz zaman, bugünkü hataların silindiğini görür ve buna mukabil birçok yeni övünülecek vasıflar ile geliriz ."
Paşa'dan sonra Donanma Cemiyeti Reisi Şefik Bey, yapı­lan konuşmalarda temenni edilen başa­rıya ulaşmanın yolu­nun ve Fatih'in İs­tanbul'u fethindeki 'hikmet ve sebebin' yalnız do­nanma olduğunu söyler ve halkı, donanmaya yardıma davet eder... (merakediyorum notu: hazırlayanlar merakediyorum grubu) Savaş kapıdadır; İttihat Terakki iktidarı, ordu­yu güçlendirme hazırlıklarının peşindedir...
Daha sonra dualar oku­nur, Fatih Sultan Mehmet'in ve şehitlerin ruhlarına fatiha­lar okunarak tören noktala­nır.
Merasimden sonra Öğret­men Okulu öğrencileri tara­fından Fatih Marşı söylenir ve Ertuğrul Bandosu tarafından, 'selam havası' çalı­narak bir resmi geçit yapılır:
"Önce silah­lı Bahriye taburları, onu takiben Küçük Zabit Numune Mektebi talebesi, il­miye mensupları, Öğretmen Okulu, Darülfünun, sultani ve idadi mektebi öğrencileri, es­naf cemiyetleri birer birer geçit resmi ile Osmanlı bay­rağının kırmızı rengini selam­layarak geçmişlerdir."



Hazırlayanlarmerakediyorum grubu üyeleri merakediyorum@googlegroups.com 
Kaynak : Popüler Tarih Mayıs 2003 550. yıl özel sayısı "Vahdettin Engin-İstanbul'da müstesna bir gün" başlıklı yazıdan alınmıştır.  Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.



Osmanlı Avrupa'yı Nasıl Etkiledi?




Noel Baba Daha Dünkü Çocuk




14 Kasım 2018

Din Bile Kurmayan Konfüçyüs Nasıl Tanrılaştırıldı?



Konfüçyüs’ün etkisi, öğrencileri ve takipçileri sayesinde ölümünden kısa süre sonra görülmeye başlandı. Takipçilerinden Mensiyüs ile Hsun Tzu, Konfüçyüsçü düşünceye kendi fikirlerini, kendi vurgularını da katarak, seçkinlerin eğiticisi oldular. Kısa ömürlü Ch’in hanedanlığı döneminde (MÖ 221-MÖ 205) Konfüçyüs ve ekolü yok sayıldı. Fal, tıp ve tarım kitapları dışındaki kitapların yakıldığı bu dönemde Lun Yu da yakılan kitaplar arasındaydı. Ancak geçici bir unutuluştan sonra hükümdarlar Konfüçyüs’ün kuramının, feodal toplumun istikrarı için çok yararlı olduğunun farkına vararak, Konfüçyüsçülüğe devletin yasal öğreti ideolojisi konumunu tanıdılar. Aynısının Konfüçyüs’e de sunulacağına dair ferman yayınlamıştır.Konfüçyüs’ün adına mabedler inşa etme geleneği bu asrın başlarına kadar devam etmiştir.
**
Konfüçyüs’ün etkisi, öğrencisi Tseng-Tzu, erkek torunu Tzu-Ssu, en büyük takipçisi Mensiyüs ve Hsün-Tzu’un öğretileri sayesinde, ölümünden kısa süre sonra artmaya başlamıştır. Kısa ömürlü Ch’in hanedanlığı döneminde geçici bir unutulmuşluktan sonra o, Han hanedanlığı döneminde (M.Ö. 206-M.S.225) meşhur olmuş; ahlâkî ve politik etkileri de giderek artmaya başlamıştır. Hatta dönemde onu tanrılaştırma teşebbüsleri bile olmuştur. Böylece, yeni bir din ortaya koymayı düşünmediği halde, Lu’nun prensi onun onuruna bir mabed inşa etmiş ve onun adına kurbanlar sunulmaya başlanmıştır. Bu durum, Konfüçyüsçülüğün bir din olarak başlangıcı sayılmıştır.

Daha sonra Konfüçyüs’ün öğretileri, imparatorluk törenleri ve imparator tarafından Gök’e yapılan ibadetle irtibatlandırılmaya başlanmıştır. Çin yönetimine bağlı bütün bölgelerde Konfüçyüs’e de ibadet edilmesi emredilmiştir. Böylece Konfüçyüsçülük, Çin’in resmî ve millî dini haline getirilmiştir. Konfüçyüsçülüğün millî din olarak kabul edilmesinde, imparatorun, kendisinin “Göğün Oğlu” olduğu şeklindeki tasavvurunu dinin merkezine daha fazla yerleştirmesi etkili olmuştur. Han hanedanlığı döneminden itibaren, pek çok aile tarafından riayet edilen atalarla ilgili törenler bilgin sınıfının resmi kültü haline gelmiştir. Konfüçyüs’e ibadet de, atalara tapınmanın bir uzantısı, özel bir tatbik şekli olarak telakki edilmiştir. Çünkü başlangıçta Konfüçyüs’e kendi torunları tarafından, alışılmış olduğu şekilde tapınılmış; daha sonra Han hanedanları tarafından mezarı başında kurbanlar sunulmaya başlanmıştır. M.Ö 125’te ona, imparatorlara verilen şeref ve paye verilmiş; M.S.1’de Dük12 adı verilmiş; 492’de kendisine, “Saygı değer Ni, iyi yetişmiş Bilge” ünvanıyla hitap edilmiştir. 609’da her eğitim yerinde onun adına bir mabed yapılması emredilmiş ve “En Büyük Muallim”; 659’da “K’ung, eski Muallim, gerçek Bilge” ünvanı verilmiş; 739’da Prens denilmiştir. İmparator Yuan Tsung (M.S.713-776), ona “İyi Yetişmiş Bilge Kral” ünvanını vermiştir. Cheng Tsung (1068-1086) onu, “imparator” ünvanına yükseltmiştir13. 1308’de “Kusursuz Büyük İnsan ve En Büyük Bilge” ünvanına layık görülmüştür. Nihayet 1906’da İmparatoriçe Dowager, Gök’e sunulan kurbanların aynısının Konfüçyüs’e de sunulacağına dair ferman yayınlamıştır.

Konfüçyüs’ün adına mabedler inşa etme geleneği bu asrın başlarına kadar devam etmiştir. Ayrıca, 1912’ye kadar imparator onun şerefine, ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere, yılda iki defa kurban sunmuştur.
 
(Ahmet Güç, Konfüçyüs ve Konfüçyüsçülük, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ
Cilt: 10, Sayı: 2, 2001 ss. 43-65)

Konfüçyüsün temel amacı ve ideali “tartışmalardan uzak ve tümüyle uyum içerisinde yaşayan bir toplum ve dünya kurmak”tı. Bu ideale ulaşabilmek için ise, ideal insanı tanımlamak ve onun ortaya çıkmasına yardımcı olmak gerekiyordu. Öğretisinde öteki dünya, tanrı, ruhlar, doğaüstü varlıklar ve benzeri kavramlara ve olgulara yer vermemişti. Çünkü bu alan, onun ilgi alanına girmiyordu. Konfüçyüs bir din kurucusu, ya da bir reformcu olarak ortaya çıkmamış, bozulmuş ve yıkılmak üzere bulduğu Kadim Çin dinini canlandırmaya çalışmıştır. Misyonunu, “Ben eskiye inanan biriyim; bir kurucu değil bir aktarıcıyım.” sözleri ile tarif etmiştir. Dört kavram üzerinde durur:
Anaya ve babaya saygı (, xiao),
İnsancıllık / merhametlilik (, ren),
Adalet (, yi),
Yazıtlar / ayinler

12 Kasım 2018

KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

İngiltere’de ilkokul çocuklarına okutulan ders kitabından bir alıntı hikâye. İngiltere Devleti bu hikayeyi kendi çocuklarına başkalarına köle olmamaları için ne yapmalarını öğrenmeleri amacıyla mı, yoksa başkalarını nasıl köle yapacaklarını öğrenmeleri amacıyla mı ders kitabına koymuş acaba?
Bir zamanlar dünyanın en emperyalist ülkesinin İngiltere olduğunu düşününce.


Zamanın birinde bir çiftikte küçük bir kırmızı tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:
- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek?
Ördek cevaplamış:
- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.
Domuz oradan seslenmiş:
- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.
Fare hemen atlamış :
- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.
Ticaretten ve tarımdan anlamayan şirin kırmızı tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vaz geçmiş. Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş:
- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?
Ördek:
- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim demiş.
Domuz: - Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım demiş.
Fare de:
- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm demiş.
Sonunda küçük kırmızı tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış. Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş:
- Kahveleri satmama kim yardım edecek?
Ördek:
- Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.
Domuz:
- Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.
Fare:
- Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.
Sonunda küçük kırmızı tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım istemiş:
- Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek?
Ördek:
- Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.
Domuz:
- Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.
Fare: - Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.
Şimdilerde bizim küçük kırmızı tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyormuş ...
Not: Bu öykü İngiltere'de ilkokullarda okutulan "Little Red Hen" adlı kitaptan alınmıştır.
 

Kaynak : Ingiltere de ilkokullarda okuma kitabi olarak okutulan 'The Little Red Hen' kitabi

31 Ekim 2018

Mahalle Mektebi Dergisi 44. Sayı Kapakları


deneme