Optik cihazlara telefon, fotoğraf makinesi veya video kamera monte etmek suretiyle yapılan çekimlere denir.
Optik cihazlara telefon, fotoğraf makinesi veya video kamera monte etmek suretiyle yapılan çekimlere denir.
| | YAZARLIK ATÖLYESİ PLANLAMASI | ||||||
| 1.Hafta | 19.02.2022 | Öykü atölyesi - Sosyal medyanın sınırları | Abdullah Harmancı -Ali Güney | ||||
| 2.Hafta | 26.02.2022 | Öykü atölyesi - Şehir İnsan Edebiyat | Abdullah Harmancı- Halil İbrahim Tongur | ||||
| 3.Hafta | 5.03.2022 | Öykü Atölyesi - Dijital Dünya Dijital Edebiyat | Mehmet Kahraman - A. Melih Karauğuz | ||||
| 4.Hafta | 12.03.2022 | Öykü Kuram - Öykü Pratik | Emine Acar - Mehmet Kahraman | ||||
| 5.Hafta | 19.03.2022 | Şiir - Şiir | Ali Ural - Ömer Korkmaz | ||||
| 6.Hafta | 26.03.2022 | Şiir Pratik Teori- İslam Edebiyatı | Ömer Korkmaz - Murat Ak | ||||
| 7.Hafta | 2.04.2022 | Edebiyat Sinema | Abdullah Kasay - Sümeyra Turanalp | ||||
| 8.Hafta | 9.04.2022 | Animasyon - Sinema | Abdullah Kasay - Sümeyra Turanalp | ||||
| 9. Hafta | 16.04.2022 | Rüya Sineması - Dergi ve Yayın | Sadık Yalsızuçanlar - Ulvi K. Dündar | ||||
| 10.Hafta | 30.04.2022 | Fotoğraf Şehir - Dergicilik | Muammer Ulutürk - Burhan Yemiş | ||||
| 11.Hafta | 7.05.2022 | Konu yok - Öykü Üzerine | Fatih Cihat - Zeynep Sayman | ||||
| 12.Hafta | 14.05.2022 | Öykü- Konu yok - Şair | Zeynep Sayman - Fatih Cihat - Burhan Sakallı | ||||
| 13. Hafta | 21.05.2022 | Öykü - Öykü | Ali Necip - Yunus Nadir - Ali Güney | ||||
| 14. Hafta | 28.05.2022 | Roman - Roman | Güray Süngü - İsmail Özen - Ulvi K. Dündar | ||||
Şu Türkçemizi artık kelime hazinesi zengin, her türlü nüansı ifede edebilen ve alternatif kavramları bulunan bir dile dönüştürmenin zamanı gelmedi mi? Sizin ifadenizle "Kurtuluş Savaşı" ne demek? Harb ve muharebe kavramları birbirinden çok faklı olguları anlatıyor. İki devlet veya iki devletler takımının aralarında normal ve barışçı ilişkilerin kesildiği andan yeni bir barış anlaşması ile ilişkileri kuracakları zamana kadar geçen süreye harp hali denir. Sıcağı olur, soğuğu olur, nizamisi ve gayri nizamisi, pskolojik ve ekonomiği olur... Aynı harbin içinde hiç muharebe yapılmamış da olabilir, yüzlerce muharebe de yapılabilir. Mesela Türk İstiklal Harbi içinde belki onlarla ifade edilecek muharebe vardır ki sizin savaş dediğiniz muharebedir. Biliyorsunuz, mufaale babı Osmanlıcada işdeşlik ifadesinde kullanılır. Bilgiçlik diye kimse yorumlamasın lütfen, ama Fransızca'daki combat veya bataille ile guerre kelimelerini Fransız liselileri bile karıştırmıyor; birinci ve ikinciler muharebe, üçüncüsü ise harbe karşılıktır. Bizim Genelkurmay da yazdırdığı esere Türk İstiklal Harbi adını vermiştir. Özetle harp ayrı muharebe ayrıdır ve ben ikisinin ayrılarak kullanılmasına taraftarım. Savaşı kullanacaksanız muharebe yerine kullanırsınız. Çaanakkale savaşları, Sakarya savaşı vs. gibi. Ama I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı gibi ifadeler bazı cahillerden duyduğumuz kullanımlardır.
Doç. Dr. Fahri SAKAL
20 Nis 2011, mail iletisi
14 May 2011 Cmt |
4 Haziran 2011 Cumartesi gunu Manisa'nin Salihli ilcesinde gerceklestirilen vefatinin 1. yilinda Hasan Oraltay'i Anma ve Sempozyum etkinligi cok basarili gecti. Hem duzenleme, organizasyon ve hem katilim acisindan yuksek seviyede gecti. Degerli katilimci hoca ve konuklarin konusmalarindan feyiz aldik.
Ogleden onceki anma toplantisinda yemek ve dua vardi. Bu program Hasan Oraltay'in babasi, goc liderlerinden Alibek Hakim'in kendisinin insa ettirdigi evinde gerceklesti. Evin genis bahcesine U seklinde masalar yerlestirilmisti. Yemek ve servisler icin ise profesyonel ahci ve garsonlar tutulmustu.
Burada Alibek Hakim, Hasan Oraltay ve sehitler icin Kur'an okunarak duasi yapildi. Ardindan Oraltay icin sempozyumda konusmasi olmayanlar konusma alarak anilari tazelediler.
Ozellikle Alas Kimiz Ciftliginin sahibi Sirzat Bey onceden kaleme aldigi duygulu bir konusma yapti.
Daha sonra Oraltay ve Alibek Hakim'in kabirleri ziyaret edildi.
Bundan sonra Manisa Ticaret Odasinin konferans salonuna gecilerek sempozyum oturumlari baslatildi.
Sempozyumun acilis konusmasini TURKSOY Baskani Dusen Kaseinov yaparak Hasan Oraltay'in sadece Kazaklarin degil, tum Turk Dunyasinin onemli simalarindan biri olduguna isaret etti. Onun Turk dunyasinin ortak dil ve kulturu yolundaki calismalarinin TURKSOY'da da yapildigini ifade etti.
Kazakistan Ankara Buyukelciligi adina toplantiya katilan Abay Ishakuli Hasan Oraltay'in bir yil onceki vefatinin buyuk bir kayip oldugunu belirttikten sonra, Oraltay'i anma toplantisinin Kazakistan'in bagimsizliginin 20. yilina denk geldigini ve onun calismalarini Kazak halkinin hicbir zaman unutmayacagini soyledi.
Abay Oraltay'in bir zamanlar Hurriyet radyosundaki hizmetlerine de degindi. Radyonun Sovyetler tarafindan yasaklanan Kazakistan'daki suni aclik felaketi, Alas liderleri, Aralik olaylari gibi dile getirirek Kazaklarin milli suurunu arttirdigina dikkati cekti.
Konusmanisin sonunda Buyukelcilik mensubu Abay cok manidar bir hediyeyi Hasan Oraltay'in oglu Janibek'e teslim etti. Bu haliya dokunmus bir Altin Adam resmi idi. Kazakistan'in Esik Kurganinda bulunan bu altin adam ile eski Turklerin buyuk bir medeniyete sahip oldugu tum dunyaya ilan edilmisti. Abay Oraltay'in da altin gibi adam olduguna ve Esik Kurgan'da Altin Adam bulundugunda bunu Turkiye'deki ilim alemine ilk tanitanin da Hasan Oraltay oldugunu hatirlatti. Bu gercekten sempozyumun en onemli aniydi. Bu inceliginden dolayi Kazakistan Buyukelciligini takdir etmemek mumkun degil.
Turkiye'nin onemli siyaset adamlarindan ve bakanlarindan Sadi Somuncuoglu Oraltay'in naciz vucudu olmekle birlikte, ince ruhunun hicbir zaman olmeyecegine, onun eserleriyle Turk dunyasina sonsuza dek yasayacagina isaret etti. Somuncuoglu yuksek idealleri olan sahsiyetler hicbir zaman olmez, dedi.
Turkiye'nin turkoloji sahasinda onemli isimlerinden Prf. Dr. Ahmet Bican Ercilasun Turk milletine adini Tanri'nin verdigini, boyle adini Tanri'nin verdigi baska bir milletin dunyada olmadigini soyleyen Ercilasun bu sebeple Turklerin dunyada huzur ve barisin yerlesmesine hizmet ettiklerini belirtti. Oraltay'in da bu amaca hizmet ettigini soyledi.
Astana'daki Avrasya universitesi ogretim uyesi Prof. Dr. Tursun Jurtbay Oraltay'in Turkiye ile Kazakistan arasindaki manevi kopru oldugunu soyledi. Daha sonra konusma yapan Kazakistan'dan gelen Prof. Nabijan Mukhametkhanuli, Prof. Dukon Mavsimkhanuli, Turkistan gazetesi genel yayin yonetmeni Didakhmet Ashimkhan, gazeteci Sayasat Beyisbay, Alash Arastirma Merkezi Baskani Hayrullah Gabjaleluli, Alshinbay Tartanuli ve Omarali Abdikuli Hasan Oraltay'in ozellike 1988-1995 yillari arasinda Hurriyet Radyosi Kazak Yayinlari Servisi Muduru oldugu sirada yaptigi yayinlar ile Kazak halkinin somurge halki psikolojisinden kurtularak milli suura erismesine buyuk katkilar yaptigini iifade ettiler.
Bu yayinlarin sadece Kazakistan'da degil, ayni zamanda Altaylarin otesinde de etkili oldugunu ve oradaki pek Kazak Turkunun bu yayinlar sayesinde Alikhan Bokeyhanov, Ahmet Baytursun, Mustafa Cokay ve Mir Yakup Duvlat gibi Alash Orda liderler ile tanistigi belirtildi.
Biz de konusmamizda 1988-1995 yillari arasinda radyoda birlikte calistigimiz Oraltay'in fazla bilinmeyen bir yonune, dini duyarliligina temas ettik.
Oraltay milli degerler kadar, dini degerlere de onem verirdi. Her cuma mutlaka radyoda dini programlar yapilir, Turkiye Kazaklarinin onemli din bilginlerinden Halife Altay'in hutbelerinden kesitler sunulurdu. Bunu da genellikle Talat Kocyigit agabeyimiz ustlenirdi. Sovyet doneminde Amerikalilar tarafindan desteklenen dini programlar SSCB'nin cokusunden sonra "Islam fundemantalizmi" tehlikesi sebebiyle kisitlanmaya baslandi. Buna ragmen Oraltay dini programlardan taviz vermedi. Ayrica Kazakistan'in bagimsizligini kazanmasindan sonra ilk dini medresenin ve ilk caminin acilmasina on ayak olmustu.
Turkluk ve muslumanlik Turk milletinin vazgecilmez unsurlaridir. Maalesef bunu birbirine karsi unsurlar gibi gorenler var. Oysa bu ikisi birbirini tamamlar. Sovyet doneminde Moskova Kazakistan'da (genelde tum Turk Cumhuriyet ve topluluklarinda) milli tarih ve islami yasaklamisti. Bagimsizliktan sonra milli tarih ve turkoloji alanindaki eksikler suratle giderildi. Simdi Kazakistan'da eski Turkler ve Turk dil bilim calismalari cok buyuk mesafe kat etmis durumdadir.
Ama islami alandaki eksiklikler buguna kadar fark edilmis degil. Bu alanda cok buyuk eksiklikler halen mevvcut. Universitelerde teoloji var, ancak islam arastirmalari yoktur. Kazakistan Diyanet Isleri Baskanligi sadece camilerde ibadetlerin duzenlenmesi ile ilgilenmektedir. Dini egitim calismalari yoktur. Boylelikle Kazakistan'da buyuk bir dini bosluk olusmustur. Bu boslugu dini cemaatler doldurmaktadir. Bu sebeple hristiyan misyonerlerinin disinda, islami alanda vehhabizm, hizbu't tahrir gibi her turlu dini akimdan inanclarin arttigi gorulmektedir. Oysa Kazaklarin Sovyet oncesine degin gelen geleneksel muslumanlik anlayisi bulunmaktaydi. Gunumuzde bunun resmi egitim kurumlariyla yayginlastirilmasi toplumsal ahenk icin gerekli gorulmektedir. Ayrica universitelerde islami alanda arastirmalar yapabilecek iyi bilim adamlarinin yetismesine ihtiyac vardir.
Iste Hasan Oraltay bu durumu gorerek sadece Turkluk bilinci alaninda degil, din alaninda da bir seyler verme gayreti icine girmisti.
Sempozyumun sonunda katilimcilara 600 sayfa civarindaki Hasan Oraltay kitabi hediye hediye edildi. Kendisine tekrar Allah'tan rahmet diliyoruz. Bu basarili organizasyonu gerceklestiren basta Meryem Kirimli ve Sukru Ali Eren olmak uzere tum alie efradini da kutluyoruz.
Saygilarimizla,
Istanbul - Salihli - Istanbul
Abdulvahap Kara 10 Haz 2011 Cuma
13-15 Eylul 2011 tarihlerinde Yalova’da duzenlenen Kazak Sairi Kasim Amancolov’un Dogumunun 100. Yili Anisina II. Turk Lehceleri Arasi Ceviri Sempozyumu ve Atolyesine katildim. Gercekten de biz tarihciler icin edebiyat ortami muthis bir keyif verici ve dinlendirici bir ortam. Edebiyat konusmak, Turk dillerinden bahsetmek ne kadar guzel bir sey. Hele maddiyat ve paranin baskin bir sekilde etkisinin hissedildigi gunumuzun dunyasinda herhalde paranin ve maddiyatin gecer akce olmadigi nadir ortamlardan biri edebiyat olmali.
Kazakistan’da 8-11 Eylul 2011 tarihlerinde gerceklesen Kazak sairi Kasim Amancolov’un 100. Dogum yili kutlanmalarinin iki gun sonra Yalova’da devam etmesi gercekten cok manidardi. Toplantinin acis konusmasini yapan Avrasya Yazarlar Birligi Baskani Yakup Deliomeroglu Kazakistan’in Karagandi sehrindeki kutlamalari anlata anlata bitiremedi.
Hayatinda boyle bir muhtesem toy gormedigini soyleyen Deliomeroglu bir sair icin bundan daha buyuk toy olamaz, hicbir masraftan kacinilmamis dedi. 250 kece cadirin dikildigi, her cadirda kimiz, subat ve Kazak milli yemeklerinden olusan ikramlarin her saat devam ettigini, at yarislarinin, ozan atismalarinin, siir yarismalarinin ve baska etkinliklerin yapildigini soyledi. Yedi yarismada birinci gelenlere son model yedi jeep hediye edilmis.
Biz sempozyumun Kasim Amancolov’un hayati ve eserlerine hasredilen birinci oturumunda yaptigimiz konusmada sayin baskanin bir daha boyle ikinci bir toy goremeyecegini ifade ettik. Cunku Amancolov’un Kazak edebiyatinda ve siirinde Kazakistan’in bagimsizligi ve Kazaklarin hurriyet aski ile ilgili olarak ozel bir yeri vardir. Kazak edebiyatinda belki de Amancolov gibi ikinci bir sair yoktur.
Stalin’in baski ve zulmunun en etkili oldugu donemde, yani 1911-1955 yillari arasinda sadece 44 yil yasayan Amancolov buna ragmen, unlu Kazak Sovyet edebiyati arastirmacisi Prof. Dr. Serik Kiyrabayev’in ifadesiyle “Bagimsizlik Sairi” olabilmisti.
Hakikaten de Amancolov’un siirlerinde ozgurluk ve tabiat cok rahat bir sekilde hissedilmektedir. Elbette Sovyet Birligi’nde baskinin en siddetli oldugu bu donemde ozgurlukten ve bagimsizliktan acik bir sekilde bahsetmek mumkun degildi. Ama edebiyatin buyuklugu buradadir. Bilim adamlarinin, siyasetcilerin acikca ifade edemedigini edebiyatcilar cok rahat bir bicimde dile getirebilirler. Cunku onlar edebiyatin sifreleriyle konusurlar.
Mesela, cok kisa bir siirinde Amancolov soyle diyor:
Ey tekappar duniye,
Magan da bir karasi,
Men Kazaktin balasi.
Ey kibirli dunya,
Bana da bir bak,
Ben bir Kazak evladiyim.
Bu dizeler ilk bakista sairin dunyaya meydan okumasi olarak gorulur. Ama donemin sartlarini goz onunde bulundurup okudugunuzda sairin aslinda baska bir yere meydan okudugunu anlarsiniz. Amancolov’un yasadigi donem Sovyet ideolojisinin her yere, sanata, bilime, edebiyata zorla empoze edildigi bir donemdir. Ideolojisiz bir sey yazmak mumkun degildi.
Yazar burada ideolojiye, Marksizm-Leninizm’e, Stalinizm’e, hatta Komunist Partisine meydan okumaktadir. Ey kibirli, kendinden baskasini begenmeyen, kucumseyen Sovyet idelojisi, bana bak ben Kazagim demektedir. Benim de milli degerlerim var. Bunlari yazmaliyim diyor. Bu dizelerin birinci manasi.
Ikinci manasi ise Ey kibirli Sovyet yonetimi, bana bak, ben Kazagim, dikkatli ol, senin sonunu da ben getirecegim seklinde bir meydan okumadir. Nitekim, Amancolov’un olumunden 31 yil sonra Aralik 1986’da Kazak gencleri Sovyet yonetimine karsi Sovyet tarihinde ilk acik kitlesel baskaldiriyi yapmislardir. Boylece Moskova’ya kafa tutulabilecegini tum Sovyet halklarina gostermislerdir. Bundan sonra Vilnius’ta, Baku’de, Tiflis’de bircok Sovyet baskentinde isyanlar cikmistir. Ve bes yil sonra 1991’de Sovyetler Birligi tarihe karismistir.
Ancak Kazak halki Sovyet doneminde bagimsizlik askini dile getiren sairine olan sevgisini, takdirini baskilardan dolayi uzun yillardir kalbine gommek zorunda kalmistir. Bagimsizliginin 20. Yilinda Kazak halki buyuk bir toy ve solenle Amancolov’a borucunu odemistir. Onun icin buyuk bir toy yapilmistir.
TURKSOY Genel Sekreteri Dusen Kaseinov konusmasinda Amancolov’un sadece Kazaklarin degil, tum Turk dunyasinin sairi olduguna isaret etti.
Belediye Baskani Yakup Kocal Lehceler Sempozyumuna evsahipligi yapmaktan buyuk bir gurur duydugunu soyledi ve en kisa zamanda Turk Dunyasi Sairler Muzesini Yalova’da acacaklarini mujdeledi. Muzede Kasim Amancolov’a ilk olarak yer vereceklerini ifade etti.
Oturumlarda Turk lehceleri arasindaki aktarma sorunlari dile getirildi. Aydin Universitesinden Prof. Dr. Suayip Karakas ceviride kalitenin arttirilmasi gerektigi uzerinde onemle durdu. Daha sonraki konusmacilar sozluk meselesinin onemli bir sorun olduguna dikkat cektiler. 30 kadar Turk lehcesinin karsilastirmali sozluklerinin yirmi yildir yapilamamasi buyuk bir eksiklik olarak dile getirildi. Yine de bazi munferit calismalarin oldugu konusmacilar tarafindan ifade edildi. Ozellikle Baskurt dilbilimcilerin 10 ciltlik izahli ve Rusca, Ingilizce ve Turkce karsiliklarinin yer aldigi buyuk bir sozluk calismasi icinde olduklari sevindirici bir gelismeydi.
Ancak Baskurtca kelimelerin Turkce karsiliklarinin bulunmasinda zorluklar oldugu da belirtildi. Ozellikle bitki turleri, hayvan turleri ve insan huy ve davranislari konusunda Turkce karsiliklari bulmak gercekten cok zorlamis. Yeterli sozluklerin olmadigi hallerde imdada internet yetismis. Ozellik Wikipediadaki makale ve yazilar cok yardimci olmus. Ozellike hem Ingilizce, hem Turkce metni olan yazilar cok faydali olmus. Kazakistan’dan gelen bilim adamlarindan ogrendigimize gore, Kazakistan da Wikipedia’ya Kazakca makale ve yazilar yuklemeye buyuk ozen gosteriyormus. Universiteler ve enstituler bunun icin ozel calisma icindeymis. Cok yerinde bir calisma. Her turlu bilginin internete yuklenmesi cagimizda gercekten de cok onemlidir.
Cag internet cagi. Kitaba ilgi azalirkan elektronik kitaba ilgi artiyor gibi. Teknoloji de ipad ve tablet bilgisayarlar ile ekitaplarin kullanimi tesvik ediyor. Ozel sohbette bazi bilim adamlari kagit uzerine yazili kitabin, parsomen kitaplar gibi, gelecekte tarihe karisacagini, herseyin digital ortamta okunacagi kehanetinde bulundu.
Kitap konusunda internet ve teknoloji disindaki olumsuzluk gunumuzde Tataristan, Baskurdistan, Cuvasistan gibi ulkelerde yasaniyor. Rusya Federasyonunun ana dildeki okullari kapatmasi bu lehcelerdeki kitap basimlarina talebi dusurdugu gibi, bu lehcelerdeki metinlere ilgiyi de azaltmis olmasi cok dusundurucu. Artik o ulkelerin ana dilinde ders kitaplari basilmiyor. Anadillerinde okuyucu olmadigi icin diger kitaplarin da basimi cok dusmus durumda. Dolayisiyla baska dillerden ceviriye de ihtiyac duyulmayacagi ortadadir. Bu hususta ebooklarin bir nebze masrafsiz olmalari ve erisim kolayligi sebebiyle kismi cozum olabilecegi akla gelmektedir.
Kitap okuma meselesinde Azerbaycan’dan Aydin Han Ebilov ilginc bir tespit yapti. Artik dunya okuyucularina hitap etmeyen hicbir milli dilde yazilmis eser okuyucu bulamaz dedi. Yani kuresel capta ne ilginc ise gencler onu okuyor. Demek ki, bundan sonra yazarlarin isi cok zor. Sadece kendi ulkesini degil, dunyayi takip etmek durumunda. Ancak bunun avantaji da yok degil. Eger bir yazar dunyayi iyi takip eder ve kuresel gundemi yakalayabilirse, o zaman eserini sadece kendi ulkesi degil, tum dunya okuyacaktir.
Kazakistan'dan Amancolov'un sehri Karagandi'dan gelen sanatci Meyirhan Adambekov ve Irfan Gurdal baskanligindaki Turk Dunyas muzik toplulugu sempozyuma ayrı bir renk kattilar. Soyledikleri birbirinden guzel sarkilarla kulaklarimizin paslarini sildiler. Kendilerine tesekkur ediyoruz.
TURKSOY Genel Sekreteri Dusen Kaseinov Kasim Amancolov’un Turkiye’de tanitilmasina emegi gecen Avrasya Yazarlar Birligi Baskani Yakup Deliomeroglu, Turk Edebiyati Vakfi Baskani Servet Kabakli, Yalova Belediye Baskani Yakup Kocal, bizi ve daha bir iki kisiyi Kasim Amancolov 100. Yil madalyasi ile taltif etti. Bu bizim icin buyuk bir onurdur. Amancolov’u bir nebze olsun Turkiye’deki edebiyatseverlere tanitabilmis isek ne mutlu bize.
Yalova’daki II. Turk Lehceleri Arasi Ceviri Sempozyumu ve Atolyesi gercekten cok onemli ve seviyeli bir toplanti oldu. Bu sempozyumu duzenleyen TURKSOY, Avrasya Yazarlar Birligi, Yalova Belediyesi, TIKA ve tum emegi gecenlere sonsuz tesekkurlerimizi sunuyoruz.
Saygilarimizla,
Istanbul,
Abdulvahap Kara
16 Eylül 2011 Cuma
Kitap: Avrasya'nin Yukselen Yildizi Kazakistan, İstanbul Ticaret Odasi Yayinlari
25-27 Mayis 2011 tarihinde Astana’da gerceklesen IV. Dunya Kazak Turkleri Kurultayi dunyanin 35 ulkesindeki Kazak temsilcilerini bir araya getirdi.
25 Mayis gunu sabahtan hotelden cikip vatan sehitleri anitina saygi durusunda bulunduk. Tum delegasyon buradaydi. 35 ulkeden 365 kisi ve Kazakistan icinden onemli aydinlar, yazarlar 250 kisi kadar, toplam 600 delege bir araya geldik. Iste kurultayin en guzel tarafi. Dunyanin her tarafindan gelen Kazak temsilcileri, ileri gelenleri bir arada. Bir bayram havasi. Bir cosku. Kucaklasmalar, resim cekilmeler.
Kurultaylara devamli katilanlar, artik akraba gibi olduk. Birbirimizi tekrar gormenin mutlulugunu yasiyoruz. Ilk Kazak Kurultayi Eylul 1992'de Almati'da, ikincisi 2002 yilinda Turkistan'da, ucuncusu 2005 yilinda Astana'da yapilmisti. Bunlarin hepsine katilma sansina sahip oldum. IV. kurultaya ilk defa katilanlarin duygusu daha baska. Onlar daha heyecanli ve daha cok mutlu.
Ilk kurultayda Dunya Kazaklari Cemiyeti kuruldu. Merkezi Almati'daki bu dernegin baskani Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev'tir.
Bir iki turistik mekani ziyaretten sonra, kurultay toplantisinin yapilacagi Bagimsizlik Sarayina geldik. Burada tum delegasyon ve Kazakistan Hukumeti’nin tum uyeleri bir araya geldi. Ilk konusmayi Kazakistan Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev yapti. Dunyaca saygi goren, buyuk bir lider olarak takdir goren Nazarbayev’in Dunya Kazaklari’nin Baskani olmasi buyuk bir sans ve onur.
Yarim saat kadar suren Cumhurbaskaninin konusma metninde bir cumle cok onemliydi. Orada Nazarbayev bundan sonra “kucuk kurultaylara” Kazina – Samuruk Holding’in sponsor olacagini ifade ediyordu. Bence bu kurultayin, Turkiye ve Avrupa Kazaklari icin en buyuk kazanci buydu. Cumhurbaskaninin bahsettigi kucuk kurultaylar Kazakistan disindaki ulkelerde Kazaklarin duzenledigi kurultaylardir. Bunlarin ilkini Almanya'nin Munih sehrinde Hurriyet Radyosundaki calisirken Munih Kazak Dernegindeki arkadaslarla 1994 senesinde Munih’te gerceklestirmistik.
Bu kurultayda amacimiz Avrupa'nin cesitli ulkelerindeki Kazak genclerini bir araya getirip tanismalarini saglamak, orf-adet ve kulturlerini devam ettirmelerine yardimci olmakti. Bu amacla Munih, Viyana, Paris, Koln gibi sehirlerden gencler arasinda futbol turnuvasi yapildi. Gecesinde genc, yasli, erkek kadin toplanarak sarkilar soylendi, konusmalar yapildi, milli yemekler yendi.
Bu daha sonra gelenek haline geldi. Hatta 1995 senesinde ikincisini Almatida Dunya Kazak Gencler Futbol Turnuvasini da duzenlemistik.
1994’ten bu yana yapilan 15 kurultay yapildi:
1. 1994 Munih Kurultayi
2. 1995 Almati Kurultayi
3. 1997 Istanbul Kurultayi (Basbakan Yrd. Ve Disisleri Bakani T. Cillerin katilimiyla)
4. 1998 Paris Kurultayi
5. 1999 Koln Kurultayi
6. 2000 Amsterdam Kurultayi
7. 2001 Paris Kurultayi
8. 2002 Koln Kurultayi
9. 2003 Vesteras Kurultayi
10. 2004 Berlin Kurultayi
11. (2005 Yapilmadi) 2006 Paris Kurultayi
12. 2007 Munih Kurultayi
13. 2008 Oslo Kurultayi
14. 2009 Londra Kurultayi
15. 2010 Viyana Kurultayi
Bu kurultaylar Avrupa Kazak Derneklerinin kit imkanlari ile yapildi. Artik bunlara Nazarbayev'in ifadesiyle, Kazakistan'in en guclu finans kurumu olan Kazina-Samurik Holding sponsor olacaktir. Boylece bu kurultaylarin finans problemi olmayacaktir.
Kurultayda Kazakistan Cumhurbaskanindan sonra ikinci konusmaci olarak Avrupa Kazak Dernekleri Federasyon Baskani Abdulkayum Kesici kursuye geldi. Nefis Kazakcasi, uygun tonlamasi ile guzel bir konusma yapti. Her bakimdan gurur duyduk. Gercekten de Avrupa Kazak Toplumunu dort dortluk mukemmel temsil etti. Bu acidan Avrupa Kazak Derneklerini boyle bir baskana sahip olduklari icin kutluyorum.
Turkiye adina kursuye gelen TRT Kazakca Radyo yayinlarinda gorev yapin Savle Dagaykizi da cok guzel Kazakcasi ve hitabeti ile goz doldurdu. Bir bayan olarak Turkiye Kazaklarini en iyi sekilde temsil etti. Iki konusmacimizi da can-i gonulden tebrik ediyorum.
IV. Kurultay'da ulke temsilcilerinin konusmalarindan sonra baskanlik oylamaya sunuldu, Nazarbayev oybirligi ile tekrar baskan secildi.
Programa gore kurultay uc gun idi. Uc gun boyunca kurultay konuklari geziler, konserler, operalar ile Kazakistan ve Kazak kulturu ile yakindan tanistilar. Ozellikle Kiz Jibek, yani Kiz Ipek operasinin methini cok duymustum. Bu kurultay sirasinda izleme imkani buldum. Cok guzeldi. Zengin dekor ve kostumlarin yanisira konu cok iyiydi. Eger Turkceye kazandirilirsa cok yerinde bir karar olacagina inaniyorum. Bu hususta TURKSOY Baskanimiz Prof. Dusen Kaseinov'un tecrubesi var. Gecen yil Azerbaycan'in Koroglu operasi Turkceye uyarlanmis ve buyuk begeni kazanmisti.
Kurultay sirasinda basin ve televizyonun yurtdisi Kazaklarina ilgisi yogundu. Bu sebeple Dunya Kazaklari sorunlari ve atayurt ile iliskilerinin duzenlemesi konusundaki goruslerimi her vesile ile dile getirdim.
Benim fikirlerimin temelinde, Kazakistan’da Dunya Kazak Turklerinin meseleleriyle ilgilenecek bir diyaspora bakanligi kurulmasi vardi. Ozellikle Avrupa ulkelerindeki Kazaklarin yeni nesilleri artik ne Turkce, ne de Kazakca tam biliyorlar. Endisemiz gelecekte farkli ulkelerdeki, mesela Almanyadaki Kazak gencinin, Fransa'daki akrabasiyla konusamayacagi idi.
Almanya, Avusturya, Hollanda, Fransa, İngiltere, İsveç, İsviçre gibi ülkelerdeki Kazaklarin çoğunluğunu 1960'larda Türkiye'den giden Kazaklar oluşturuyor. Ana babalarin konustugu dil Turkiye Turkcesi ve Kazak Turkcesidir. Ama artik yeni nesiller Almanca, Fransizca ve İngilizce gibi dilleri daha kolay konusmaktadir.
Kurultay cercevesinde temsilcilerin bakanlarla gorusmeleri temin edildi. Bana Egitim ve Bilim Bakanligindaki gorusmelere katilmak nasip oldu. Bizzat Bakan Bakhitjan Jumagulov’a goruslerimi ifade ettim. Diyaspora bilim adamlarinin sorunlarini, yurtdisindaki Kazak genclerinin egitim problemlerini dile getirdim. Kazakistan'in cok onemli ve etkili isimlerinden olan Bakan Bey, benim ve diger konusmacilarin ifade ettigi hususlari dikkatle not aldi ve gerekenlerin yapilacagini ifade etti.
Uc gunluk kurultay, benim acimdan cok verimli gecti. Televizyonda acik oturumda, basindaki roportajlarimda ve cesitli gorusmelerde Turkiye ve Avrupa Kazaklarinin sorunlarini elimden geldigince dile getirdim. Uzerime dusen sorumluluklarimi yerine getirdigimi dusunuyorum.
Bunun disinda eski tanidiklarla, Turkiye ve Avrupa’dan arkadaslarla, akrabalarla bir araya geldik. Yeni dostlar edindik.
Esasen kurultay konuklari arasinda cok guzel bir hava vardi. Bunu son gunun gecesinde gormek mumkundu. Hotelin lobisinde gece 22.00’de baslayan muzikli sohbet bitmek bilmedi. Turkiye ve Avrupa Kazaklari adina Gani Makin caldigi nefis muziklerle bizlere guzel dakikalar yasatti. Kazakistan’dan sanatci Zagiypa ve Mogolistan’dan Altingul ve kaynisi birbirinden guzel Kazak sarkilari ile gece 03.00’e kadar oturuldu. Yani insanlar sanki bir turlu ayrilmak istemiyor gibiydi. Sanki kurultay bitmesin isteniyordu.
Kazakistan’in Bagimsizliginin 20. Yilinda dunya Kazaklari bir araya gelerek sanki 10 yas genclestik. Tum bunlar bagimsizligin sayesinde oldugu muhakkak. Bugunleri bizleri gosteren Yaradan’a ne kadar sukretsek azdir.
Bu arada Kazakistan Kultur Bakanliginin Dernek Baskanlarina cok guzel bir hediye verdigini de soylemeleyim. 1000 Kuy ve 1000 An CD’leri hediye edildi. Dernekler bu CD’leri cogaltarak uyelerine dagitirlarsa, herkesin evinde bu onemli koleksiyon olur ve sevdigi muzikleri arabasinda, evinde ve isyerinde dinleme imkani olur. Boyle bir hediyeyi dusunen yetkilileri kutluyorum. Bize en guzel hediye bu degil midir?
Boylece bir kurultay daha bitti. Bir dahaki kurultay artik 4-5 yil sonra olur. Bundan sonra is bize dusuyor. Kazakistan artik yurt disi Kazaklarina maddi ve manevi destegini giderek arttiracaktir. Bu durum ozellikle yeni nesil Kazaklarin milli benliklerini kaybetmemeleri acisindan onemli gelismedir.
Saygilarimla,
Istanbul - Astana - Istanbul
Abdulvahap Kara
MÜŞAHEDE //Ahmet Güldağ
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php&yazar=30&bolum=YAZAR
5 Ekim 2008Önceki yazımda Osmanlı Padişahlarından Cumhuriyet dönemi tarihçilerimizin bizlere “Yasakçı Hünkâr” diye bilhassa Mey( şarap), Afyon ve Fal’a bakma yasakları ile tanıttıkları Sultan IV. Murad ile ilgili öz geçmiş ve bir olayını sunmuştum.
Bilhassa içki yasağı üzerinde sık konuşulup yazılarak, olmuş veya olmasa da atfen söylenilmiş hayli fıkralar mevcut.
Bunlardan birini sunarken dikkat çeken diğer birini de bu günkü yazıma bırakmıştım.
O zamanlar Anayasa, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay gibi mahkemeler bulunmadığı için Padişahın fermanı kanun yerine geçtiğinde hemen tatbik edilmekte.
Olayı beraber okuyalım.
***
IV. Murat bir gece, tebdil-i kıyafet İstanbul’a indiğinde karşıya geçmeye karar verip bir sandal kiralar.
Sandalcı müşterisinin Sultan olduğundan bihaber kürekleri çekmeye devam eder.
Bir ara, sandalın yanından sarkan bir ipi çeker. İpin ucunda bir testi!
Sultan, “Ne var o testinin içinde?’’ diye sorar. Sandalcı “Ne olacak mey işte’’ derken gülerek müşterisine de ikram eder.
Yasak fermanı çıkarsa da şarapla ilgisi eksik olmadığı söylenen IV. Murat ikramı kabul eder ama yine de, “Mey yasak. Hünkârımız görse kafanı vurdurtur. Korkmuyor musun?” diye sormaktan kendini alamaz.
Sandalcı “Yahu Hünkâr nerden görecek bizi denizin ortasında” deyiverir.
Biraz zaman geçer. Sandalcı bu kez de, teknenin tahtalarından birini kaldırıp aradan afyon çıkarır ve nargilesine atarak körüklemeye başlar.
Gönlü zengin kayıkçı, müşterisine de ikram edince, Sultan da kabul ederken yine sormadan edemez ve yasağı hatırlatır.
Sandalcı normal kimse bildiği müşterisine yine aynı şekilde, cevap verir.
Biraz daha sonra Bizim sandalcı cebinden fal taşlarını çıkartır. Müşterisine “Ver 5 akçe de falına bakayım’’ der.
IV. Murat en çok falcılığa kızarmış meğer. İçinden “Hadi biraz daha sabredeyim’’ diyerek sakinlik içinde beş akçe verip “Bak bakalım” der..
Fal taşlarını elinde çalkalayıp atan sandalcı, “Efendi, sorunu sor bakalım’’ teklifine müşteri; “Hünkâr şu anda nerde bak bakalım?’’ der.
Sandalcı taşlara bakıp “Hünkâr bu denizdedir’’ diyerek cevaplar.
Müşteri güya endişelenmiş havalarına girip, “Sakın yakınımızda bir yerde olmasın iyi bir bak’’ diye sorunca
Falına tekrar bakan kayıkçı, birden gerçeği görüp karşısındakinin Sultan olduğunu anlar ve…
Hemen karşısındaki müşterisinin ayaklarına kapanıp, “Affet beni Hünkârım’’ diyerek yalvarmaya başlar. Yalvarmalar kıyıya dönene kadar devam eder. .
***
Karaya çıkan Sultan bu yalvarmalara dayanamayıp “Sana bir soru sorucam. Eğer bilirsen seni affederim. Bilemezsen boynunu anında vurdurucam’’ deyince….
Sandalcı sevinçle, “Padişahım çok yaşa’’ der ve merakla soruyu beklemeye başlar.
Hünkâr sandalcıya, “İstanbul’a dönüşte hangi kapıdan girecem?’’ diye sorar.
Sandalcı düşünür. Hemen cevap verirse Hünkâr o kapıdan değil de başka kapıdan girip kendisinin kellesini gidereceğini tahmin ile yarı itiraz sayılan teklifini yapar.
“Hünkârım şimdi ben hangi kapıyı söylesem, siz başka kapıdan girersiniz. Affınıza sığınarak, gireceğiniz kapıyı bir kâğıda yazsam ve size versem; Kapıdan geçtikten sonra okusanız olur mu?’’ der.
Hünkâr başını “Olur’’anlamıyla sallayınca, sandalcı tahminini yazıp kâğıdı verir.
Padişah sözünde durup okumadan cepkeni içine koyar kâğıdı ama. “Bu falcı hayli işler açabilir başımıza” diye de düşünmüş olabilecek ki verdiği ikinci söz yani boynunu vurdurmamayı dikkate almayıp. Orada karşılayanlara gizlice “Hemen boynunu vurun bu kâfirin’’ emrini verir ve emir yerine getirilir.
IV. Murat verdiği bu emirden rahatsızda olmuş ki. Kendini haklı çıkarmak için İstanbul surlarında ki isimli kapılardan değil de bilinmeyen yani falcının da bilemeyeceği bir kapıdan girmiş olmakla haklı çıkacağını düşünüp.
“Hemen haber verin ustalara yarım saat içinde Surlara yeni bir kapı açıla! İstanbul’a ordan girecem” emrini verir
Yarım saate bile varmadan surlarda yeni delik açılarak yapılan kapıdan Sultan emrindekilerle beraber girer ve Falcının kâğıdında, kapının ismini bilemeyeceğinden emin olarak herkes yanında açarak okur.
Sandalcının kâğıdında şunlar yazılıdır.
“Hünkârım, yeni kapınız vatana millete hayırlı olsun’’
***
Hünkâr bundan üzülür mü üzülmez mi belli değildir? Ama o kapının adı bugün de aynen söylendiği gibi “Yeni Kapı” olarak anılmaktadır.
Bu fıkra eksiği veya fazlası ile pek çoğumuz bilebilir.
Bendeniz tekrar etmek şunu vurgulamak istedim
Tahmin ve aceleci düşüncelerle tatbikat değil.
Bu günlerde bile olagelen olaylarda bile
“İşin aslını öğrenip kanıtladıktan sonra karar vererek tatbikatta haksızca bir işlemden kaçınılmalı”
Diye düşündüğüm için
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle…
Bu blog kendi yazılarım, fotoğraflarım ve kaynak göstermek suretiyle yaptığım alıntılardan oluşmaktadır.