Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

25 Kasım 2017

'Kongreye müdahale ederiz'


Erzurum Kongresi'nin son hazırlıklarının yapıldığı günlerde İngiltere, bu girişimi engellemeye çalışır. Erzurum'da görevli subayı aracılığıyla, Mustafa Kemal'i tehdit eder; ancak İngiltere'nin planları sonuç vermez.

Popüler Tarih / Temmuz 2003 / Kansu Şarman




İngiliz su­bayları hummalı bir istih­barat faaliyeti içindeydiler

Mustafa Kemal'in Erzurum'da bir kongre topla­mak için çalış­malar yaptığı günlerde Samsun, Kars ve Er­zurum çevresindeki İngiliz su­bayları da hummalı bir istih­barat faaliyeti içindeydiler.

İngilizler, Sam­sun'a asker çıkardılar
Mustafa Kemal'in Anado­lu'daki görüşmelerini İstanbul Hükümeti aracılığıyla önle­meyi başaramayan İngilizler, 5 Temmuz 1919 günü Sam­sun'a asker çıkardılar. İngiliz­lerin Samsun'dan iç kısımlara doğru hareketine silahla kar­şılık verileceğini belirten Al­bay Refet (Bele) Bey de aynı günlerde İstanbul Hükümeti tarafından görevinden azledildi. Ama İngiliz Dışişleri Ba­kanı Lord Curzon, durumdan hâlâ ciddi şekilde rahatsızdı; Erzurum'da toplanacak kong­reyi engellemek için planlar yapıyordu.

“Memurların si­yasetle iştigalleri­ kesinlikle ya­sak"
Kongreye katılanlar cezalandırılacaktır...
Önce, İstanbul Hükümeti tarafından yayım­lanacak bildiri ve emirlerin kullanılması de­nendi. Hükümet, “Memurların si­yasetle iştigalleri­nin kesinlikle ya­sak olduğunu" ve bu yüzden Erzu­rum Kongresi'ne katılma girişimle­rinin cezalandırı­lacağını hatırla­tan bir genelge yayımladı.
Bu genelge beklenen etkiyi yaratmayınca İngilizler yeni bir formül arayışına girdiler: Kongrenin yapılacağı Erzu­rum'da 'Osmanlı ordusu si­lahlarının teslimini sağlamak' ve işgal kuvvetleri kontrolün­deki 'depolara sevk edilmesini temin etmek' göreviyle, Lord Curzon'un yeğeni Yarbay Rawlinson, Mustafa Kemal Paşa ile görüşecek ve kongre­nin iptali sağlanacaktı.

Mustafa Kemal'den, kongrenin ne pahasına olursa olsun toplanacağı yanıtı
Mustafa Kemal Paşa'nın askerlikten istifasının hemen ardından, 9 Temmuz 1919'da Rawlinson Mustafa Kemal'le görüşmeyi başardı. Kongre tertiplenmenin doğru olama­yacağını Mustafa Kemal'e an­latmaya çalışan Rawlinson, İngiliz Hükümeti'nin buna müdahale edebileceğini bil­dirdi. Ama Mustafa Kemal'den, kongrenin ne pahasına olursa olsun toplanacağı yanıtını aldı.
Mustafa Kemal Paşa, da­ha sonra arkadaşlarıyla bu görüşmeyi değerlendirirken,
"Ne şarktan ne garptan, ne kuzeyden ne de güneyden Si­vas'a da Erzurum'a da bir İn­giliz neferi bile gelemez ve ge­lecek değildir. Hatta görecek­siniz, Rawlinson bizi kuru sı­kı tehdit etmiş olmasına rağ­men, yarın Erzurum Kongresi olaysız açılacak ve devamı müddetince de İngilizlerin her hangi bir müdahalesi ol­mayacaktır"
dedi.

Ancak İngiliz­ler engelleme girişimlerine son vermediler
Fakat Rawlinson'un teh­ditleri yine de tamamen göz ardı edilmedi ve toplanacak olan kongre için, sivil kıyafet giydirilmiş polis ve jandar­malarla koruma önlemleri alındı.
Bu arada Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi'nin açılışını 10 Temmuz'dan 23 Tem­muz'a erteledi. Ancak İngiliz­ler engelleme girişimlerine son vermediler.
Dahiliye Nezareti'nden 25 Temmuz 1919'da Erzurum Vilayeti'ne çekilen telgrafta,
"Erzurum'da topla­nan Kongre'nin Ka­nun-ı Esasi'ye karşı olduğu, vatan için zararlı olacağı ve en­gellenmesi gerektiği"
belirtildi.

Mustafa Ke­mal'in tutuklanma­sıyla ilgili emri,
15. Ordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa tarafından reddedildi
Aynı günlerde İs­tanbul Hüküme­ti'nin Mustafa Ke­mal'in tutuklanma­sıyla ilgili emri, 15. Ordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa tarafından reddedildi.
Kongre süresince İngilizler gelişmeleri yakından takip et­tiler ve sonuç bildirgesini de Lord Curzon'a ulaştırdılar. Yarbay Rawlinson ise Heyeti Temsiliye'nin çalış­malarını takip etme­ye devam etti. 

Mustafa Ke­mal'in emriyle, İn­giliz subayları tutuklandı
Ancak İstan­bul'un işgali ve ki­mi yüksek rütbeli Türk subaylarının Malta'ya sürgün gönderilmesi karşı­sında, Mustafa Ke­mal'in emriyle, İn­giliz subayları da tutuklandı.


Yarbay Rawlinson-Mustafa Kemal Paşa görüşmesi
Mazhar Müfit (Kansu) Bey'in notları, bize Mustafa Kemal-Rawlinson görüşmesinin ayrıntılarını sergiler: Kolonel Rawlinson biraz havadan sudan bahsettikten sonra,
"İşittiğime göre, burada yarın bir kongre açacakmışsınız"…
Mustafa Kemal cevap verir:
—Evet, Milletçe açılmasına karar verilmiştir.
— Açılmaması daha uygun olacaktır.
—Kongre muhakkak toplanacak ve gününde açılacaktır. Buna millet karar vermiştir. Açılmamasını tavsiye eden düşüncenize hakim olan sebepleri bile sormayı lüzumlu görmüyorum.
—Fakat hükümetim buna müsaade edemez.
—Ne hükümetinizden ne de sizden müsaade istemedik ki.
—Kongreden vazgeçmezseniz zor kullanarak toplantının dağıtılmasına mecburiyet hasıl olacak.
—O halde biz de, mecburi ve zaruri olarak kuvvete kuvvetle karşı koyar ve herhalde milletin kararını yerine getiririz. Ne pahasına olursa olsun kongreyi açacağız. Görüşmemiz bitmiştir."

Hazırlayanlar : merakediyorum grubu üyeleri merakediyorum@googlegroups.com 
Kaynak : Popüler Tarih Temmuz 2003 "Kansu Şarman-Kongreye müdahale ederiz" başlıklı yazıdan alınmıştır.  
Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.
 
 
Yazının alındığı Popüler Tarih dergisi
 
 




23 Kasım 2017

Ne Olursan Ol Yine Gel



Bu Rubai Kime Ait?
“Gel, ne olursan ol, yine gel!
Kâfir, Mecusî, putperest olsan da gel.
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da gel!”

Mevlana kadar şöhretli şu rubai hakkında (Sevginin Evrensel Mühendisi Mevlana, Konya, 2007, s. 132-133) bazı açıklamalar mevcut.
Özetle şöyle; Mevlana’ya atfedilen bu metin, “Mevlana Müzesi’nde bulunan el yazması bir Divan-ı Kebir’in kabında kayıtlı ve diğer Divan-ı Kebir nüshalarında rastlanmayan, herhangi birisi tarafından oraya yazılmış ve Mevlana’ya ait olmayan bir şiir” imiş.



Bazı araştırmacılar, rubainin gerçek sahibinin İranlı Şair Ebu Said Ebu’l-Hayr olduğunu ifade etmişler. Yeniterzi devamla şu açıklamayı yapıyor: “İlginç olan konu; Mevlana’nın altmış bin beyte ulaşan şiirlerine rağmen öncelikle bu mısralarla hatırlanması ve diğer yandan böylesine şöhret kazanmış şiirin ilk söyleyeninin unutulmasıdır. Mevlana, evrensel bir çağrının sahibidir. Bu yüzden rubainin muhtevası ile Mevlana’nın düşünceleri arasında bir çelişki yoktur.” Yeniterzi, rubainin Türkçe çevirisinin yanlış olduğunu belirttikten sonra şöyle bir düzeltmeye de gidiyor: “şiirde “bâz â şeklinde geçen ibare “gel” veya “yine gel” şeklinde tercüme edilmiştir. Asıl çeviri; “vaz gel” yani “vazgeç, tövbe et” şeklinde olmalıdır. Dolayısıyla bu rubainin mesajı; gel, gel ama geldiğin gibi kalma; değiş, geliş, olgunlaş; hamlıktan kurtul; temizlen; sevgiden nasip al şeklinde anlaşılmalıdır.”
İlgililerin ve bilmeyenlerin dikkatine sunmak istedim.
M. ULUTÜRK-Hakimiyet-27.12.2007 (Arşiv)

03 Ekim 2017

Geçmişten 21 Fotoğraf

Bazı fotoğrafların çekim tarihi  bazılarının ise fotoğrafçısı ve çekildiği yer  bile bilinmiyor. Fakat bütün karelerin ortak noktası  hatıralarda yer etmiş  olmaları.. İşte National Geographic'in objektifinden  nostaljik fotoğraflar..

Albert Moldvay,  1960'lar.

Saraçhane'de futbol, James P.  Blair. 

  Haliç, Gervais  Courtellemont.

  Kıyı kahvesi, Gervais Courtellemont,  1923.. Kasımpaşa Kuzey Deniz  Saha Komutanlığının  yanı

 Hamallar kıyıda, Gervais  Courtellemont.

Genç Kadınlar Yeni Mahalle'de, Gervais  Courtellemont, 1920'ler. Sarıyer Hünkar  suyu

Gervais Courtellemont,  1925.

Dolmabahçe Sarayı, Charles Harris  Phelps.

Osmanlı'dan portreler, Charles Harris  Phelps.

  Rüzgarın usul usul şekillendirdiği  Kapadokya'da sözün bittiği an... Nicolas  Reynard.

Steve Raymer,  1985.

Bor-Niğde arasında, yayla yolunda, James  L. Stanfield.

Kar altında bir Nemrut, James L.  Stanfield, 2004.

Alfabenin ilk günleri, Maynard  Owen Williams.

At  arabası kalabalık sokakta ilerliyor, Maynard  Owen Williams.  Kuledibi olabilir mi ?   

  Kundura sokağı

Colby M.  Chester.   Boğazda yalnız bir sandal, Dr.  Gilbert H. Grosvenor.  Bakar mısınız nasıl bomboş...   

İstanbullu usta işinin başında,  Edwin A. Grosvenor, 1909.

Sokakta tıraş keyfi, Edwin A.  Grosvenor, 1909.  

Boğaz keyfi, W.
Robert  Moore.


24 Eylül 2017

Twitter'de Bir Fotoğrafın kısa Hikayesi

19 Eylül 2017 akşamı saat 19:01'de aşağıda gördüğünüz fotoğrafı twitledim.
Fotoğraf bana ait değildi. İnternetten nereden kopyalayıp cep telefonuma attığımı hatırlamıyorum.
Fotoğrafın bana ait olmadığını ama bayıldığımı yazdım.

Normalde attığım tweetlerin belli bir takipçi sayısı oluyor. 20 ile 100 arasında değişiyor. 
2 gün içinde 787,568 görüntülemeye ulaştı.
Beğeni sayısı 24,153'e, retweet sayısı da 2708'e.

İnstagramda böylesi bir ilgi görmedi. Beğeni sayısı 24 Eylül itibarıyla 290'da kaldı.

Onedio resmi instagram hesabında beğeni sayısı 75,936 idi ve liste başı oldu.

Bu kadar ilgiden sonra fotoğrafın sahibi ortaya çıktı ve kendisinin olduğuna dair mesaj gönderdi.
Kendi hesabına baktığımda beğeni sayısı 144 idi.
Nasıl olmuştu da bana ait olmayan bir fotoğraf twitter gibi doğrudan fotoğraf paylaşımı olmayan bir ortamda bunca ilgi görmüştü hala anlayabilmiş değilim.

787, 568 kişinin sizi görmesi ilginç bir şey. İhtiyacım olduğundan da değil ama hareketli bir iki gün geçirdim hayli mesaj geldi.

Fotoğrafın sahibine hakkını teslim edip kendi twitter hesabımda paylaştım. (Fatma B. Özkavalcıoğlu.)







07 Eylül 2017

İlk Fetih Kutlamaları


İstanbul'da müstesna bir gün…
11 Haziran 1914...
İLK FETİH
KUTLAMALARI

Osmanlı, İstanbul’un fethini, II. Meşrutiyet sonrasında, 1910'dan itibaren kutlamaya başlar. Ancak I. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde, 1914'teki kutlamalar, gerçek bir doruk noktasıdır.
Popüler TARİH / Mayıs 2003 /Vahdettin Engin

II. Meşrutiyet önce­sinde, bu tür alışkanlıklar, böylesi bir gelenek de yoktur
İstanbul'un fethinin yıl­dönümleri, II. Meşruti­yet dönemine kadar herhangi bir kutlamaya vesile teşkil etmez. Esas itibariyle, II. Meşrutiyet önce­sinde, bu tür alışkanlıklar, böylesi bir gelenek de yoktur. 1908 yılından sonra ikti­dara gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu tür anlamlı gün­leri kutlamayı bir gelenek ha­line getirmek ister. Örneğin, İkinci Meşrutiyet'in ilan günü olan, Rumi 10 Temmuz 1324, Miladi 23 Temmuz 1908 tari­hi, 'millî bayram' ilan edilir, İttihat ve Terakki iktidarının dünya görüşü, milli de­ğerleri sahiplenme­yi öngörmektedir. Bu nedenle, söz ko­nusu dönemde, mil­li hassasiyetler ön plana çıkarılır. 
1910 yılın­dan beri, fethin yıldönümü kutlanmaktadır
Bu bağlamda hayata geçirilen bir uygulama da, İstanbul'un fetih gününde kut­lama törenleri yapılması olur. Bu kutlamaların en görkemli­lerinden biri, 1914 yılında yapılan törenlerdir.
Esas itibariyle, 1910 yılın­dan beri, fethin yıldönümü kutlanmaktadır. Ama 1914 yılındaki kutlamalar, gerçek­ten çok muhteşem olur. Dö­nemin gazetelerinin belirttiği­ne göre, kutlamalara yüz binin üstünde bir topluluk katılır.

Tarih farklılığı…
İstan­bul'un fethi 11 Hazi­ran'da kutlanıyordu
'Fetih günü kutlaması' de­yince, bir konuya öncelikle açıklık getirmekte fayda var: Osmanlı, İstanbul'un fethini, günümüzde oldu­ğu gibi, Miladi 29 Mayıs'ta değil, Rumi 29 Mayıs'ta kutluyordu. Hal böyle olunca, tö­renlerin gerçekleş­tirildiği Rumi 29 Mayıs günü, Mi­ladi olarak, 11 Haziran'a denk ge­liyordu. Yani daha açık bir ifadeyle,  İstan­bul'un fethi 11 Hazi­ran'da kutlanıyordu.
Nitekim o dönemde Fransızca yayımlanan ve Mila­di takvimi temel alan 'Monite­ur Oriental' gazetesinin, fetih günüyle ilgili olarak, "11 Hazi­ran 1453; İstanbul'un fethinin yıldönümü kutlanıyor" başlığı­nı kullandığını görüyoruz.
Çok görkemli geçen 11 Haziran 1914 tarihli kut­lamalar, dönemin gazetelerinde geniş bir şe­kilde yer almıştır...

Tanin'deki haberler
Şimdi, Ta­nın gazetesine yansıyan ha­berlerden tö­renin gelişimi­ni adım adım izleyelim:
"Dün, İstanbul müstesna günlerinden birini daha yaşadı. Yakın vakte ka­dar milli heyecanın bu kadar beliğ bir misaline tesadüf ede­memiştik. Fetih gününün ebe­di bir yadigârı olmak üzere, günümüze kadar ge­len Ayasofya ile Fa­tih'in türbesi arasın­da yer alan bütün caddelerde, dükkan­lar kapanmış, pen­cerelerden, kapılar­dan bayrakların kır­mızı ve beyaz dalga­ları taşmış, havanın çok kötü olmasına rağmen, bütün halk takım takım yolla­ra düşmüştü."
Haberin sonraki paragraf­larında, Tanin gazetesi muha­biri, şiddetli yağmur altında, caddelerde ilerlemeye çalışan İstanbul halkının nasıl zaman zaman bir saçak altına sığındı­ğını, sonra hava yeniden açtı­ğında, 'yolların nasıl geçilemeyecek kadar dolduğunu' aktarır. 

En önde, üç Yeniçeri
Daha sonra Ta­nin gazetesi muhabi­ri, törenin bütün ay­rıntılarını okurlara tek tek aktarır:
"Merasim ka­filesi, program dahilindeki ter­tibat ile Ayasofya'dan Fatih'e doğru hareket etti. Bu milli ve dini kafilenin en önünde, Os­manlı tarihinin canlı bir gölge­si şeklinde, üç yeniçeri gidiyor­du. Sokaklarda gittikçe taşan halk, her taraftan birer parça daha artıyor ve kalabalığa bir­çok bin adetleri katılıyordu. Artık Fatih Meydanı'na gelin­diği zaman, koca meydanda insandan bir kitle, kımıldaya­mayacak bir parça meydana getirmişti."
Resmi merasim ve konuş­malar da tek tek gazetenin sayfalarına yansır:
"Kutlama merasimine Fatih Camii'nin arka tarafında ve merdivenle­rin bulunduğu mahalde baş­lanmıştır. Evvela bu milli tö­reni hazırlayan Mehmet Ziya Bey tarafından uzun bir ko­nuşma yapılmış ve çok alkış­lanmıştır."

Hamdullah Suphi kürsüde
Tanin sütunlarında, töre­nin akışı sürmektedir:
"Ziya Bey'in bu hararetli nutkundan sonra Türk gençlerinden Hü­seyin Ragıp Bey pek vatanper­verane ve uzun bir nutuk irad etmiş ve alkışlanmıştır."
Hüseyin Ragıp Bey'in ar­dından 'Türk Ocağı namına Hamdullah Suphi Bey' konu­şur: "Türklük mefkuresinin ulviyetinden" söz eden, "Türk imparatorluğunun (...) Avru­pa'yı gıpta ettirecek cesaret ve cihangirlikler göstermeye mu­vaffak olacağını" vurgulayan bu konuşmada, yaklaşan sa­vaşın havasını koklamak mümkün olur...
Hamdullah Suphi'nin (Tanrıöver) ardından, önce 'İstanbul Sultanisi 7. sınıf tale­besinden Refet Efendi' sonra da şair Aka Gündüz ve 'mual­lim Celalettin Arif Bey' konu­şurlar.

Ömer Naci konuşuyor
Celalettin Arif Bey'den sonra kürsüye, dönemin ünlü isimlerinden Ömer Naci gelir. Güçlü bir hatip olan Ömer Naci'nin ardından, dönemin 'Bahriye Nazırı' Cemal Paşa irticalen bir konuşma yapar. Tanin muhabiri, bu konuşma­yı gazetenin sütunlarında ay­nen aktarır. (merakediyorum notu: hazırlayanlar merakediyorum grubu) Cemal Paşa'nın kısa söylevi, uzun bir alkış dalgasıyla karşıla­nır... 
Cemal Paşa halka sesleniyor:
'Bir milleti yükselten nedir?'
"Vatandaşlar, Türklük ve Osmanlılık ve İslamiyet alemini temsil eden Osmanlıların, bugün Türklerin en büyük hakanının mübarek kabri önünde kemal-i hicapla toplanan milletin bu utançtan kurtulması, ancak çok çalışmakla mümkündür. Ben hayatımda, büyük Fatih'in çocukluğunda geçirmiş olduğu bir olaya her zaman çok büyük önem verdim... Bir gün, Hazreti Fatih'in hocası Akşemsettin-i veli, Fatih'in odasına hiddetle girdi. Fatih hazretleri böyle sopa ile gelmesinin sebebini sorduğu zaman hocası, 'Eğer çalışmazsan seni döveceğim' dedi. Ey gençlik! Size hitap ediyorum. Eğer siz de çalışmazsanız Fatih'in ruhu sizi sopa ile dövecektir... Bir milleti yükselten iki şeydir: Biri dimağındaki ve diğeri kolundaki kuvvettir. Dimağındaki kuvveti uyuşanlar yalnız maddiyat ile boğuşurlar. Dimağında kuvvet olanlar ise ilim ile uğraşanlardır. Bizler daima ilme doğru gitmeli, dimağımızla uğraşmalıyız. Böyle yaparsak, her şey hasıl olur ve millet servete nail olur. Bize donanma lazımsa onun için para bulur. Ümit edelim ki, gelecek sene bugün buraya geldiğimiz zaman, bugünkü hataların silindiğini görür ve buna mukabil birçok yeni övünülecek vasıflar ile geliriz ."
Paşa'dan sonra Donanma Cemiyeti Reisi Şefik Bey, yapı­lan konuşmalarda temenni edilen başa­rıya ulaşmanın yolu­nun ve Fatih'in İs­tanbul'u fethindeki 'hikmet ve sebebin' yalnız do­nanma olduğunu söyler ve halkı, donanmaya yardıma davet eder... (merakediyorum notu: hazırlayanlar merakediyorum grubu) Savaş kapıdadır; İttihat Terakki iktidarı, ordu­yu güçlendirme hazırlıklarının peşindedir...
Daha sonra dualar oku­nur, Fatih Sultan Mehmet'in ve şehitlerin ruhlarına fatiha­lar okunarak tören noktala­nır.
Merasimden sonra Öğret­men Okulu öğrencileri tara­fından Fatih Marşı söylenir ve Ertuğrul Bandosu tarafından, 'selam havası' çalı­narak bir resmi geçit yapılır:
"Önce silah­lı Bahriye taburları, onu takiben Küçük Zabit Numune Mektebi talebesi, il­miye mensupları, Öğretmen Okulu, Darülfünun, sultani ve idadi mektebi öğrencileri, es­naf cemiyetleri birer birer geçit resmi ile Osmanlı bay­rağının kırmızı rengini selam­layarak geçmişlerdir."


Hazırlayanlar : merakediyorum grubu üyeleri merakediyorum@googlegroups.com 
Kaynak : Popüler Tarih Mayıs 2003 550. yıl özel sayısı "Vahdettin Engin-İstanbul'da müstesna bir gün" başlıklı yazıdan alınmıştır.  Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.

21 Temmuz 2017

Bir Fotoğraf, İki cümle


19 Temmuz 2009 tarihli bu fotoğrafımın altına Bahar (Keklik) şunları yazmıştı:
bir keseciği olsa sanki hep orda tutacak gibi..devrimci bir kadını kim böyle düşünebilir ki.
(İçimden buraya taşımak geldi. Emel Gemicibaşı Bostan ve oğlu Mete) 

01 Haziran 2017

01 Ocak 1917/19 kanun-i evvel 1332 tarhili Takvim-i Vekayi nüshası

01 Ocak 1917/19 kanun-i evvel 1332 tarhili Takvim-i Vekayi nüshasıdır.