Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

31 Mayıs 2017

Unutulmaz Aşklar/Unutulmaz Çiftler


Leyla ile Kays (Mecnun), Mark Antony ile Kleopatra, Ferhat ile Şirin, Mem ile Zin, Besna ile İbrahim, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber, Emrah ile Selvi, Napoleon ve Josephine, Romeo ve Juliet, İsadore ile Tristan, Kerem ile Aslı ,Varka ile Gülşah, Beyad ile Riyad.

hayli çoklar...

  
Mark Antony ve Kleopatra

  
Leyla ile Mecnun
Kerem ile Aslı
  
Mem ile Zin
Besna ile İbrahim'i ters lale sembolize ediyor
Tahir ile Zühre
Arzu ile Kamber
Emrah ile Selvi
Napoleon ve Josephine
Romeo ve Juliet
İsadore ile Tristan
Varka ile Gülşah
Beyad ile Riyad

30 Mayıs 2017

İspanya Seyahatim (Mayıs 2017)

Bazı kareler..










30 Nisan 2017

Mahalle Mektebi


  

 

















24 Nisan 2017

31 Mart (kitap)


31 Mart İsyanı, görünüş itibariyle Osmanlı tarihinde sıkça rastlanan askerî isyan hareketlerinden birisi olma mahiyetinde görülmektedir. Ancak tarihimizde “İrtica” ile özdeşleştirilmiş ya da özdeşleştirilmeye çalışılan bu isyanın yeterince irdelenmediği ve isyanın nedenlerinin derinlemesine incelenmediği görülmüştür. İsyanın gerçek mahiyeti günümüzde dahi anlaşılamamaktadır. Bu durumun en önemli sebebi ise, olayda önemli bir yere sahip olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin arşivlerinin günümüze ulaşmamış olmasıdır. 31 Mart İsyanı üzerine birçok eser, makale ve hatırat yazılmışsa da isyanın çıkışı konusu hala bir “kara kutu” gibi sırlarla doludur. Yapmış olduğumuz bu çalışmamızda bu kara kutuyu açamamışsak bile, olayın karanlık kalmış noktalarına arşiv belgeleri, incelemelere hatıralara dayalı olarak az da olsa bir ışık tutmaya çalıştık.
“Bu konu hakkında yapılan önemli akademik çalışmalardan biri olan Sıddık Yıldız’ın “Çıkışından Bastırılmasına Kadar 31 Mart İsyanı” adlı eseri dikkat çeken tezlerden bir tanesidir. Yüksek lisans tezi olarak yapılan bu çalışmada 31 Mart Vak’ası’nın tarihi gelişini kronolojik olarak geniş bir şekilde ele alınmaktadır”
Prof. Dr. Necmettin Alkan, Selanik İstanbul’a Karşı 31 Mart Vak’ası ve II. Abdulhamid’in Tahttan İndirilmesi, s. 27-28. 

06 Nisan 2017

Yıl 2017.. Sultan Abdülhamid Han ve çöpten kurtarılan önemli evrak




e-posta kutusuna gelen önemli bir bilgi. Şöyle başlıyor:
Ramazan Bey, şimdi de zengin bir tarihî arşivi dağılmaktan kurtardı

Şimdiye kadar şahıslara ait olan ve zengin sayılabilecek bir hayli evrak ve fotoğraf kolleksiyonu gördüm ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Atatürk Kitaplığı’nın geçen hafta bir kolleksiyonerden satın aldığı toplu kolleksiyon gibisine hiç rastlamamıştım. Kütüphanenin müdürü Ramazan Minder’in dağılmaktan kurtardığı kolleksiyonda Sultan Abdülhamid’in elyazısı ile olan çok önemli bir mektup ve Türkiye’nin son dönem tarihi için büyük önem taşıyan binlerce belge ve fotoğraf var...

19. yüzyılın ortalarından 1920’lerin sonuna kadar olan dönemde Türkiye tarihi bakımından son derece önem taşıyan ve bugüne kadar çoğunun mevcudiyeti bile bilinmeyen binlerce belgelik bir özel kolleksiyon, bu hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Atatürk Kitaplığı’na kazandırıldı.

Önceki gün kütüphaneye gittim, bu muazzam kolleksiyonu yakından gördüm ve evrakın başından birkaç saat boyunca ayrılamadım...

Sultan Abdülhamid’in sürgünden “devlete, millete, Meclis’e ve askere” hitaben yazdığı mektup.
ÇÖPLERDEN ÇIKARTTILAR
Kolleksiyonun ayrıntılarına geçmeden, Ramazan Minder’den bahsedeyim:
Ramazan Bey daha önce de önemli işler yaptı, meselâ eskiden Sultan Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’ndaki özel kütüphanesinde bulunan, 1924’te İstanbul Üniversitesi’ne devredilen ama Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun 28 Şubat döneminde rektör olduğu sırada çöpe atılan ve herbiri birer servet olan kitaplardan 4 bin 500 kadarını ellerinde bulunanlardan tek tek toplayıp Atatürk Kitaplığı’na taşıdı. Bir yandan yeni kolleksiyonlar ve nâdir kitaplar alarak kütüphaneyi zenginleştirmeye devam ederken, bir yandan da eski harfli gazeteleri tek tek taratıp yüzbinlerce görüntüyü kitaplığın internet sitesine koydu, araştırmacıların bu kaynaklara fazla vakit harcamadan ânında ve ücretsiz şekilde ulaşmalarını sağladı...

Atatürk Kitaplığı’nın Müdürü Ramazan Minder ve sağındaki raflarda da kütüphaneye alınan kolkeksiyonun bir kısmı.
‘VALLAHİ BİLMİYORUM!..’
Yeni satın alınan belge ve fotoğraf kolleksiyonunda neler var, daha doğrusu neler yok!
En önemli belgelerin başında, Sultan Abdülhamid’in 31 Mart isyanının ardından 27 Nisan 1909’da tahtından indirilerek gönderildiği Selânik’ten 5 Temmuz 1909’da imparatorluğun güçlü adamı Mahmud Şevket Paşa’ya bizzat yazıp yolladığı, metni seneler önce Midhat Sertoğlu tarafından yayınlanan ama orijinalinin nerede olduğu şimdiye kadar bilinmeyen meşhur mektup geliyor. Devrik hükümdar, mektubunda “Devlete ve millete iyi ve kötü fakat iyi niyetle otuz dört sene vallahi ve billâhi geceli-gündüzlü hizmet eyledim. Şeyhülislâm Efendi vasıtası ile ettiğim yemine muhalif hal ve harekette bulunmadım. Meşrutiyet aleyhinde güç kazanmaya çalışmadım. İstanbul’daki asker hadisesinde (31 Mart ayaklanmasında) vallahi malûmatım yoktur” diyor...


Ruslar’ın Birinci Dünya Savaşı’nda Sibirya’ya götürdükleri askerlerimiz esir kampında.
BAKALIM ÇALIŞACAKLAR MI?
Kolleksiyonda bulunan ve binlerce sayfa tutan diğer evrakın bazılarının neler olduğunu bu sayfadaki kutuda görebilirsiniz...
Ciddî bir üniversite için en az on senelik akademik sermaye gibi olan bu çok önemli kolleksiyon İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın sağladığı maddî destek ve Ramazan Minder’in çabası sayesinde dağılmadı, yurt dışına gitmedi, İstanbul’un göbeğindeki bir kütüphanede muhafaza altına alındı ve yakında araştırmacıların hizmetine açılacak...
Şimdi, “İnkılâp Tarihi bölümlerinden heves sahibi birileri acaba bu belgeler üzerinde çalışıp eser verecekler mi, yoksa böylesine önemli bir kolleksiyon kitaplığın raflarında tozlanmaya mı terkedilecek” diye merak ediyorum...
Bir-iki sene içerisinde hep beraber görürüz!

İngilizler tarafından Mısır’daki Seydibeşir Esir Kampı’na kapatılan Türk savaş esirlerinin kurduğu “Hilâl ve Terakki Futbol Klübü”nün mensupları 1920 Şubat’ında, kampta.

YAYINLANMAMIŞ HATIRALARIN, İSYAN VE ESARET GÜNLÜKLERİNİN KOLEKSİYONU!
İşte, Atatürk Kütüphanesi’ne kazandırılan ve tamamı binlerce sayfa tutan son derece önemli orijinal belgelerden sadece bir kısmı:
Sultan Abdülhamid’in sürgünde bulunduğu Selânik’ten 5 Temmuz 1909’da İstanbul’a, Hareket Ordusu Kumandanlığı’na gönderdiği mektubunun orijinali.
Sultan Abdülhamid’in eşlerinden Naciye Hanım’ın Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa’ya gönderdiği ve elkonulan mallarının iadesini talep ettiği mektup.
Sultan Beşinci Murad’ın kızı Fehime Sultan’ın asker olan kocasının İstanbul’a tayini konusunda Mahmud Şevket Paşa’ya yazdığı rica mektubu.
Enver Paşa’nın Mahmud Şevket Paşa’ya “Paşa baba!” diye başlayan mektupları.

Sultan Abdülhamid.


Birinci Dünya Savaşı’nda esir düşen askerlerimize ait yazışmalardan, esir kamplarında elyazısı ile çıkarttıkları gazetelerden, fotoğraflardan, ilânlardan ve Söğütlü Muharrem Çavuş’un Basra’da üzerine hatıralarını yazdığı alüminyum sigara tabakasından meydana gelen geniş arşiv.
Kurtuluş Savaşı sırasında faaliyet gösteren gizli “MM” teşkilâtının evrakı.
Doğu Cephesi’nde çarpışan 3. Alay’ın “harp cerideleri”, yani savaş günlükleri.
Şark Ordusu Müstakil Süvari Fırkası’nın Balkan Harbi Ceridesi.
Sultan Abdülhamid’in sadrazamı Said Paşa’ya ait yüzlerce belge.
Mabeyinci Tevfik Bey’in 25 Ocak ile 13 Nisan 1913 arasındaki günlüğü.
Harem Ağaları Yardım Cemiyeti’nin evrakı.
Sultan Abdülâziz’in en yakın adamlarından Hâfız Mehmed Bey’in hatıraları.
Üsküdar Mevlevihanesi’ne ait 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarına ait evrak.
Yüzbaşı Cemal Efendi’nin İnönü Savaşları’na dair notları ve günlüğü.
Manisa’da Yunan işgali sırasında yaşanan facianın belgeleri.
Yunan Başkomutanı General Trikopis’i esir alan Albay Dadaylı Halid Bey’in (Akmansü) hatıraları.
İkinci Abdülhamid’in Maarif Nazırı Haşim Paşa’nın hatıraları ve evrakı.
Molla Câmî Dîvanı’nın Yenişehirli Hüseyin Şevket’e ait bilinmeyen bir şerhi.
Kastamonu’nun 1839 ile 1841 arasındaki vukuat defteri.

Sultan Abdülhamid’in Hareket Ordusu’na gönderdiği mektubun zarfı. Mektup, Selânik’ten
posta ile yollanmış.

Devrekânî’de 1926 ile 1928 arasında tutulan suçüstü defteri.
Sultan Abdülhamid’in kütüphane müdürü Kalkandelenli Sabri Bey’in evrakı.
Kaymakam Faik Bey’in Yunan işgali hatıraları.
Haydar Rıfat Bey’in “Beynelmilel İhtilal Fırkaları” isimli yayınlanmamış kitabı.
Yirmisekiz Said Çelebi’nin 1732 tarihli Lehistan ve İsveç Sefaretnamesi.
Nasuhî tarikatinin pîri Nasûhî Efendi’nin hayatı ve menkıbeleri.
Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Yemen’de 1896 ile 1904 arasında çıkan isyanlar sırasında 5., 6. ve 7. Ordular’ın yazışmaları.
Edirne ve Trakya’daki Rumlar hakkında İttihad ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden Hacı Âdil Bey’e ait belgeler.
Teğmen Hasan Bey’in 1911 ve 1912’deki Yemen isyanları günlüğü.
Balkan, Birinci Dünya ve İstiklâl Harbi’ne katılan çok sayıda subayın günlükleri.
İstanbul’un işgali sırasında yaşananların anlatıldığı günlükler.
Mısır’daki Seydibeşir Esir Kampı’na kapatılan Râgıp Bey’in günlüğü.
Sibirya’da, Krasnoyarsk Esir Kampı’ndaki Türk esirlerin günlükleri.
Teşkilâtı Mahsusa hakkında Kuşçubaşı Eşref’e ait yüzlerce belge ve fotoğraf.
31 Mart olayının bastırılmasında görev alan Binbaşı Rıza Bey’in hatıraları.
İstanbul’da 1923’te ve 1924’te çıkan veba salgını ile ilgili notlar.
Millî Mücadele’de Tokat ve yöresinde meydana gelen olayların yazışmaları.
18. yüzyıla ait bir Şer’iye Sicili. n 1896’daki Osmanlı-Yunan savaşı evrakı ile şehid ve gazilerimizin listesi.
Tanzimat Fermanı’nın mimarı Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın belgeleri ve Paşa ile Sultan Abdülmecid’in yazışmaları.
Enver, Cemal ve Kâzım Karabekir Paşalar ile Rauf Orbay’a ait 140 adet mektup.
Recâizâde Mahmud Ekrem, Yahya Kemal, Ahmed Midhat Efendi, İbnülemin Mahmud Kemal, Halide Edib, Abdülbaki Gölpınarlı, Ahmed Emin, Emin Bülend, Yakup Kadri, Ahmed Haşim, Yusuf Ziya, Hüseyin Cahid ve Halid Ziya gibi tanınmış edebiyatçılar ile gazetecilerin mektupları.
Mustafa Kemal Paşa’nın dişçisi Dr. Ahmed Şevki’nin, Dömeke Kahramanı Gazi Edhem Paşa’nın, Kafkas Cephesi Kumandanı Abdülkerim Paşa’nın ve Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa’nın evrakı.
Galiçya Savaşı’nın, Sultan Abdülhamid’in doktoru İbrahim Paşa’nın, Halife Abdülmecid Efendi’nin yâveri Ekrem Rüştü Akömer’in, Jöntürkler’den Aziz Sami İlter’in ve Adalet Partisi’nin ilk genel başkanı General Ragıp Gümüşpala’nın günlükleri.
İttihad ve Terakki’nin genel merkez harcamalarının kayıtları.
Hurşid Paşa’nın elyazısı ile 31 Mart’ın tarihçesi.
Maraş’ın tarihini ve folklorunu konu alan elyazması bir eser.
Atatürk’ün en yakınındaki gazetecilerden Falih Rıfkı Atay’ın evrakı ve yayınlanmış yahut sansürlenmiş yazıları.
Sultan Abdülhamid döneminin sansür evrakı.

31 Mart 2017

Dante’nin ‘İlâhî Komedya’sına ilham veren cennet ve cehennem günlüğü

Murat BARDAKÇI
Akşam, 24 Temmuz 2011 Pazar

İSTANBUL’da, geçtiğimiz İran’da İslamiyet’ten önce yaygın olan Zerdüşt dininin yazılı kaynakları arasında “Ardâvîrâfnâme” adında çok önemli bir eser vardı ve bu eser geçtiğimiz günlerde ilk defa Türkçe olarak yayınlandı. Bazı edebiyat çevrelerinde, Ardâvîrâfnâme’nin Batı klasiklerinin en önemli örneklerinden olan Dante’nin İlâhî Komedya’sına kaynaklık ettiğine inanılıyor.

İSTANBUL’da, geçtiğimiz günlerde “Ardâvîrâfnâme” adında son derece ilginç ve gayet önemli bir eser yayınlandı ama bu önemine rağmen eser hakkında ne tek bir satır yazı yazıldı, ne de bir söz edildi...
 
Eser, adından da belli olduğu gibi “Ardâ Vîrâf” diye birine aitti ve Zerdüşt inancının en önemli kaynaklarından idi... Zerdüşt inancının, daha doğrusu Zerdüşt dininin ne olduğunu, bilmeyenler yahut az bilenler için kısaca izah edeyim: İran’ın Türkiye sınırına yakın Urmiye şehrinde akan Derece çayının sahillerinde milâttan önce beşinci asırda yaşayan Proşaspa ile karısı Dokdo’nun, “Zerdüşt” adını verdikleri bir oğulları olur. Kaynaklarda, Zerdüşt’ün doğum tarihi konusunda değişik bilgiler verilir, bu tarih milâttan önce 3500’ler ile beşinci asır arasında değişir ve İran’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş bir alan da Zerdüşt’ün doğum yeri olarak gösterilir. “Ahuramazda” adındaki tanrı ile temas ederek yeni bir din kurduğuna, “Avesta” adındaki kutsal kitabı getirdiğine ve “Gata” denen kendi şiirlerini de Avesta’ya dahil ettiğine inanılan Zerdüşt’ün inancı, dünyanın ilk tek tanrılı dinlerindendir. İyilik ile kötülüğün sürekli olarak savaş halinde bulunduğunu anlatan Avesta, insanlara iyiliğin tarafında olmalarını emreder, iyilik edenlerin ruhlarının cennete, kötülük yapanların ruhlarının ise cehenneme gideceklerini söyler.

YERİNİ İSLÂMİYET’E BIRAKTI

Zerdüştlük zamanla İran’da hüküm süren Pers İmparatorluğu’nun resmî dini oldu. İskender’in milâttan önce 330’larda İran’ı işgali sırasında bu dinle ilgili herşeyi ortadan kaldırmaya çalışması yüzünden zayıflayan inanç daha sonra Ardavîrâf’ın eserinin ilk Türkçe tercümesi.

yeniden toparlandı ve milâdî sekizinci asırdan itibaren yerini İslâmiyet’e bıraktı.

BİR HAFTA UYUDU

Ardâ Vîrâf, Zerdüşt dininin yokolma tehlikesi geçirdiği Makedonyalı İskender yani Büyük İskender döneminden hemen sonra yaşamış yüksek rütbeli bir din adamıydı. İskender‘in kaynakların çoğunu yoketmesi yüzünden Zerdüşt dininin mensupları bildikleri birçok şeyi unutmuş, halkın inancında gerileme meydana gelmişti ve Ardâ Vîrâf, bu yüzden uykusunda yedi gün yedi gece devam eden bir “ahret yolculuğuna” çıktı. Dinin kutsal kişisi Surûş ile tanrı Âzer, yolculuğu sırasında Ardâ Vîrâf‘a refakat ettiler; cenneti, cehennemi ve Zerdüşt dinindeki ölümden sonraki hayatın diğer mekânlarını gösterdiler ve büyük tanrı Âhura Mazda’nın huzuruna çıkarttılar. Ardâ Vîrâf, öteki dünyada gördüklerini ve öğrendiklerini dönüşünde kâtiplere yazdırdı ve “Ardâvîrâfnâme” denen eseri sayesinde Zerdüşt inanışının önemli bilgileri unutulmaktan kurtuldu. Ardâvîrâfnâme’nin bir diğer özelliği de, yazdıklarının kendisinden bin küsur sene sonra kaleme alınan bir başka esere, Dante’nin meşhur “İlâhî Komedya”sına ilham vermiş olduğu söylentisi idi... Bu sayfadaki kutularda Ardâvîrâfnâme’den bazı bölümler ve İlâhî Komedya ile benzerliği konusundaki tartışmalardan örnekler yeralıyor. Binlerce sene öncesinden kalmış bu son derece ilginç metni ve Ardâ Vîrâf‘ın gidip geldiği öteki dünyanın nasıl bir yer olduğunu merak edenler, Prof. Dr. Nimet Yıldırım’ın Türkçe’ye çevirdiği ve geçtiğimiz günlerde yayınlanan Ardâvîrâfnâme’yi okuyabilirler.
Dante, Mirâcnâmeler’i acaba makasladı mı?

ARDÂ Vîrâf‘ın eseri, asırlar boyunca hem İslam, hem de batı dünyasında tartışma konusu oldu. Zerdüşt inancının yüksek rütbeli din adamı Ardâ Vîrâf, öteki âleme yaptığı yolculuğa Çekâ Dâitî dağından ve Çinvâd köprüsünden başlıyordu. Zerdüştlük’te önemli yeri olan Çinvâd ile İslamiyet’teki Sırat Köprüsü arasındaki benzerlik hakkında asırlar boyunca çok sayıda eser yazıldı. Ama, asıl tartışma Ardâvîrâfnâme ile 1265 ile 1321 seneleri arasında yaşamış olan Dante’nin İlâhi Komedya’sının mukayesesi konusunda çıktı, zira her iki eserde de birbirine çok yakın ifadeler vardı. Meselâ, Ardâ Vîrâf‘ın sözünü ettiği “ârâf” yani günahları ile sevapları eşit olanların bekletildiği mekân ile Dante’nin aynı anlama gelen “purgatorio”su, kurulu oldukları yerler ve sâkinleri bakımından birbirlerine çok benziyorlardı. Dante, Ardâvîrâfnâme’de anlatılan her üç mekânı yani ârâfı, cenneti ve cehennemi çok daha geniş ve teferruatlı bir şekilde ele alıyordu ama cennetin bazı bölümleri ile tanrıya mahsus katın aydınlığından sözeden cümleler her iki eserde de neredeyse aynı gibi idi. Bugün, İlâhî Komedya ile Hazreti Muhammed’in mirâcını anlatan “Mirâcnâme”ler arasında da benzerlik kuruluyor ve Mirâcnâmelerden yeni haberdar olan Batılı edebiyat tarihçileri, Dante’nin bu eserleri ve Ardâvîrâfnâme’yi çok büyük bir ihtimalle bildiğini söylüyorlar.
Ardâ Vîrâf’ın ahıret günlüğünden rengârenk ve kanlı canlı cehennem enstantaneleri

“...O ilk gece kutsal Sûruş ve tanrı Âzer beni karşılamaya geldiler. Bana selâm verdiler, benim için dua ettiler, ...elimden tuttular. İlk adımı güzel düşünceyle, ikinci adımı güzel sözle ve üçüncü adımı da güzel işle yüce makamlara atarak çok geniş ve sağlam Çinvâd Köprüsü’ne vardım... ...Orada ölülerin ruhlarını gördüm. İlk üç gecede ruhlar bedenlerinin yanıbaşına oturmuş, “İyilikleriyle herkesin iyiliklere kavuştuğu kişilere ne mutlu” ...duasını okuyorlardı. ...Bir yere vardık. Yanyana ayakta durmakta olan birkaç kişinin ruhunu gördüm. Kutsal Sûruş ve tanrı Âzer’e “Bunlar kim ve neden ayakta duruyorlar?” diye sordum. Kutsal Sûruş ve tanrı Âzer cevapladılar: “Buraya ‘Hemistekân’ derler ve bu ruhlar kıyamet gününe dek burada ayakta durarak beklerler. Bunlar sevaplarıyla günahları birbirine denk olan insanların ruhlarıdır. ...Kıyamet gününe dek burada ayakta bekleyecekler”. ...Dördüncü adımı aydınlıklar yurdu, mutluluk ve huzur diyarı yüce Arş’a doğru attım. Ölülerin ruhları aydınlıklar içerisinde bizi karşılamaya geldiler. Bizi selâmlıyorlar, bize dua ediyorlardı. ...İlginç bir yere götürdüler. Orada bir ırmak vardı. Çok tehlikeli, alabildiğine derin, zor geçit veren ve cehennem gibi karanlıklara gömülmüş bir ırmaktı. Ruhların çoğu bu ırmağın içerisinde bulunuyordu.

Bazı kişilerin ruhları bütün gayretlerine rağmen o ırmaktan asla geçemiyorlardı. Bazı ruhlar da büyük zorluklar ve eziyetlerle düşe kalka karşı kıyıya ulaşabiliyor, bazıları da hızla ve rahatlıkla geçiyorlardı... ...Başaşağı asılmış bir erkeğin ruhunu gördüm. Dev iriliğinde elli tane yaratık, ellerinde engerek yılanları ile onun bütün vücudunu durmadan kamçılıyorlardı. “Bu beden ruhuna böyle cezalar çektirecek ne günah işledi?” diye sordum. Kutsal Sûruş ve tanrı Âzer Şöyle cevap verdiler: “Bu, dünyada kötü idarecilik yapan, insanlara karşı bağışlayıcı davranmayan, onları azarlayan, hatalarını affetmeyen, onlara türlü türlü zararları dokunan, şiddetli işkenceler yapan, suçlarından kat kat fazla cezayla onlara eziyet eden günahkâr bir adamın ruhudur”. ...Bir kadının ruhunu gördüm. Sürekli ağlayıp inliyor, şaşkın bir şekilde aşağı-yukarı gidip geliyordu. Başından aşağı kar ve dolu yağıyordu. Ayaklarının altında eritilmiş çok kızgın çinkodan bir ırmak akmaktaydı. Kafasını ve yüzünü bıçakla parçalıyordu. “Bu beden nasıl ağır bir günah işledi de karşılığında böyle ağır bir cezaya çarptırıldı?” diye sordum. Kutsal Sûruş ve tanrı Âzer şöyle cevap verdiler: Bu, dünya hayatında yabancı erkeklerle gayrımeşru yollardan gizli ilişkiler kurarak hamile kalmış, çocuğunu da kimsesiz ve sahipsiz bırakmış bir kadının ruhudur. O kötü kadın, işlediği günahların karşılığında çarptırıldığı cezaları çekerken, azabın şiddetinden çocuğunun sesini işittiğini zanneder ve sesin geldiği yöne doğru koşar. Ancak koşması da son derece zor ve eziyet vericidir, çünki erimiş çinkonun üzerinde koşmaktadır. Ama, çocuğuna kavuşacağını hayâl ederek ona gitmek zorundadır. Başını ve yüzünü elindeki bıçakla paramparça etmekte, bunlara rağmen çocuğunu bir türlü görememektedir. Yaptıklarının karşılığı olarak kıyamete dek bu cezayı çekmesi gerekir”.

Tarihi Fotoğraflar

Âşık Veysel'in ilk fotoğrafı, 1931

Bestekâr Neveser Kökdeş (sağda) bir tiyatro oyununda

Sabahattin Ali

Gül Esin, Türkiye'nin seçilmiş ilk kadın muhtarı.

Mardin'in ilk kadın esnafı Şero teyze1970

Neyzen Tevfik… Eski yazıyla boynunda ”hiç” yazıyor.

Sabahattin Ali

Sabahattin Ali

Ömer seyfettin edirne askeri idadisi 1899

24 Mart 2017

Kâtib Çelebi'nin Fezleke'si

Fezleke I-II (Osmanlı Tarihi (1000-1065/1591-1655))

Kâtib Çelebi Fezleke isimli eserini hayatının son yıllarında Türkçe olarak telif etti. Savaşlar, barışlar, isyanlar, tayin ve aziller merkezli olmak üzere 1591-1655 yılları arasındaki Osmanlı tarihini tafsilatlı bir şekilde ihtiva etmektedir.
Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu'nun belirttiği üzere, tamamen orijinal bir kaynaktan çok “ciddi bir derleme”dir Fezleke. Yazarın yararlandığı kaynakların isimlerini açıkça bildirmesi, kaynakları arasında mukayeseye girişerek hangi rivayetin daha muteber tutulması gerektiği konusunda okuyucusunu bilgilendirmesi, bazı kritik mevzularda ise tenkitte bulunmasıFezleke'yi ayrıcalıklı kılan özellikler arasında zikredilmelidir. Bir tarihçi olarak Kâtib Çelebi'nin metodunun üstünlüğü, eserde yer alan, tıpkı modern bir çalışmadaki dipnotlara benzetebileceğimiz  kenar notlarında açıkça görülmektedir.
Fezleke'nin 1869-1870 yıllarında yapılmış baskısının çok sayıda hata ve eksiklerle dolu olduğu tarih araştırıcıları tarafından öteden beri bilinen bir gerçekti. Sıhhatli bir Fezleke metni kullanmak isteyen araştırıcılar, doğal olarak eserin Âtıf Efendi Kütüphanesi, nr. 1914'teki müellif hattı müsvedde nüshasına  yönelmekteydiler. Ancak ekseriyetle gözden kaçmış olan bir başka gerçeklik, söz konusu bu müsvedde nüshaya da tamamen güvenle yaklaşılamayacağıdır. Nüshanın bazı yerlerinin, son üçte birlik kısmının ise tamamının, Kâtib Çelebi'ye ait olmayan bir el yazısı ile kaleme alınmış olması, Fezleke'nin diğer nüshalarına kıyasla bu kısımların çok sayıda eksik, fark ve hata içeriyor bulunması düşündürücüdür. Âtıf Efendi Kütüphanesi, nr. 1914'teki müellif hattı müsvedde nüshanın, şimdiye kadar zannolunanın aksine, bütünüyle orijinal bir Fezleke metni ihtiva etmediği anlaşılmaktadır.
Bu neşirde, mevcut Fezleke nüshaları arasında, müellife ait bir mukaddime içeriyor olması ile diğerlerinden ayrılan Nuruosmaniye Kütüphanesi, nr. 3153'teki bir nüsha daha esas alınmış, her iki nüsha birbiriyle mukayese edilerek mümkün mertebe orijinal bir Fezleke metni tesis edilmeye çalışılmıştır.
Prof. Dr. Abdülkadir ÖZCAN danışmanlığında Yrd. Doç. Dr. Zeynep AYCİBİN tarafından doktora tezi olarak hazırlanan Fezleke, ÇAMLICA BASIM YAYIN tarafından ilim aleminin istifadesine sunuldu. Hayırlı olması temennisiyle...
(ALINTIDIR)