Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

Dr.M.ULUTÜRK

28 Şubat 2013

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI



Yrd. Doç. Dr. Muammer ULUTÜRK

Erzurumlu İbrahim Hakkı, Osmanlı Devleti’nin “Gerileme Dönemi” olarak adlandırılan zaman diliminde yaşamıştır. Onun yaşadığı bu dönemde beş padişahın tahta çıktığı görülmektedir.[1] Coğrafi ve ilmî kayıpları bir arada yaşayan Osmanlı Devleti’nin sorunlardan bir an evvel kurtulabilmesi için birçok alanda reforma ihtiyacı vardı ve bu amaçla bir dizi yenileşme hareketlerine girişildi. Lale devriyle başlayan süreçte Avrupa’daki uygulamalar taklit edilerek okullar ve fabrikalar açıldı, tercüme faaliyetlerine ağırlık verildi, fikir ve kültür hayatında canlanma görüldü.
On sekizinci yüzyıldaki yenileşme hareketleri paralelinde Batıdaki bilimsel çalışmaları aktarmaya çalışan bilim adamlarının yanı sıra, klasik bilgiye itibar eden, daha çok ansiklopedik diyebileceğimiz, birden çok bilim dalı ile ilgilenen düşünürlerden biri olan Erzurumlu İbrahim Hakkı ayrıcalıklı bir yere sahiptir.[2]


İbrahim Hakkı, 18 Mayıs 1703’de Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Babası Derviş Osman Efendi, annesi Dede Mahmud’un kızı Şerîfe Hanîfe Hanım’dır. Babası, 1707 yılında Erzurum’a yerleşmiş, burada yörenin ileri gelen ilim ve tasavvuf erbabıyla ta­nışmış ve 1710 hac niyetiyle yo­la çıkmışken Tillo’ya[3] uğ­ramış, yörenin tanınmış mürşidlerinden İsmail Fakîrullah’a intisap ederek buraya yerleşmiştir.[4] Babasının isteği üzerine dokuz yaşında iken amcası Ali tarafından Tillo’ya götü­rülen İbrahim Hakkı, babasıyla karşılaştı­ğında şeyhi İsmail Fakîrullah’ı da orada gördüğünü, içinde ona karşı derin bir sev­gi ve hayranlık duygusu uyandığını ifade eder. On yedi yaşında iken babasını kaybeden İbrahim Hakkı, muhtemelen öğrenimini sürdürmek ama­cıyla aynı yıl Erzurum’a dönerek büyük amcası Molla Muhammed’in evine yerleşti. Öğrenimini tamamladık­tan sonra İsmail Fakîrullah’ı ziyaret etmek üzere 1728-29’da Tillo’ya gitti, ba­basının hücresine yerleşerek tasavvufî ha­yata yöneldi. İbrahim Hakkı ilk eğitimini babasından almıştır. Daha sonra onu etkileyen Şeyhi ve hocası İsmail Fakirullah olmuştur.[5] Ona olan minnet ve sevgisini belirten birçok şiir yazmıştır. Bunlardan birinde şöyle demektedir:
“Ey Fakirullah bu Hakkı bendebi,
Aşık-ı ferzane ettin akıbet”[6]
1734’de İsmail Fakîrullah’ın vefatı üze­rine Erzurum’a döndü. Daha önce baba­sının imamlık yaptığı Yukarı Habib Efen­di Camii’ne imam oldu. Bu arada ilk evlili­ğini yaptı. 1738 tarihinde hacca gitti. 1747 yılında İstanbul’a giden İbrahim Hakkı, şeyhi Fakîrullah’ın Sultan I. Mahmud nezdindeki saygınlığından fay­dalanarak padişahla görüşüp ilgi ve tak­dirini kazandı, saray kütüphanesinde ça­lışmasına izin verildi. Özellikle yeni astro­nomiye ilgisinin bu kütüphanedeki çalış­malarıyla başladığı söylenebilir. İbrahim Hakkı İstanbul’da iken kendisine müder­rislik payesi verildi ve ders okutması şar­tıyla Erzurum’daki Abdurrahman Gazi Dede Tekkesi’nin zâviyedârlığı tevcih edil­di. Erzurum’a döndükten sonra Habib Efendi Camii’ndeki imamlık görevini sür­düren İbrahim Hakkı, bir müddet sonra aynı zamanda iyi bir musikişinas olan oğ­lu İsmail Fehim’in tahsilini tamamlaması üzerine bu görevi ona bırakarak ilmî faali­yetlere daha fazla zaman ayırabilmek için günlerinin çoğunu Hasankale’de geçirme­ye başladı.[7]


İbrahim Hakkı 1755’te resmî bir hizmet için İstanbul’a çağrıldı. İlkinden daha uzun sürdüğü anlaşılan bu ikinci zi­yaret sırasında da kütüphane çalışmala­rı yapmış olmalıdır. Nitekim Ma’rifetnâme’yi İstanbul dönüşünden kısa bir süre sonra tamamlaması onun bu eserle ilgili olarak İs­tanbul’da yoğun bir hazırlık çalışması yap­tığı kanaatini vermektedir. İbrahim Hakkı, Hasankale’ye dönünce bir yandan Ma’rifetnâme’nin telifiyle meşgul olurken bir yandan da öğrenci yetiştirmeye başladı.[8]
1763’te üçüncü defa Tillo’ya giden İbrahim Hakkı, İsmail Fakîrullah’ın oğulları Hamza Ganiyyullah ve Mustafa Fânî tarafından babalarının halifesi olarak büyük bir ilgiyle karşılandı; muhtemelen Tillo’ya yerleşmesini sağlamak üzere onu kız kardeşleriyle evlendirdiler. Ni­san 1764’de ikinci defa hacca gitti ve dönüşte yine Tillo’da kaldı, burada öğrenci okutmaya ve eser yazmaya devam etti. Bir süre sonra da Erzurum’a git­ti. 1768’de Erzurum müftüsü Şeyh Mustafa Efendi ile beraber üçüncü defa çıktığı hac yolculuğu sırasında amcasının oğlu Yûsuf Nesîm’e, Şam’dan yazdığı mek­tupta eserlerinin oralarda bile arandığını ve ilgiyle okunduğunu bildiriyor, kendisin­den bazı kitaplarını temin edip göndermesini rica ediyordu. Yolculuğun ardından Erzurum’a döndü. Yaklaşık üç yıl sonra oğlu İsmail Fehim ile birlikte tekrar Tillo’ya giderek buraya yerleşti. 1775’te altı ay ka­dar süren ağır bir hastalığa yakalandı. Bu arada şeyhinin kızı olan son eşinin genç yaşta ölümü İbrahim Hakkı’yı derin­den etkiledi. Kısa bir süre sonra şeyhinin büyük oğlu Hamza Ganiyyullah’ın ölümü üzerine yalnızlığı daha da artan İbrahim Hakkı, 22 Haziran 1780 tarihinde vefat etti. İsmail Fakîrullah’ın oğlu Mustafa Fânî’nin isteği üzerine şeyhinin türbesine defnedildi.[9]
İbrahim Hakkı, şeyhi için özel mimarisi bulunan bir türbe yaptırmıştır. Tillo’ya yaklaşık 4 km. mesafede bulunan dağın tepesine bir kale inşa ettirmiş ve duvarın ortasına da küçük bir pencere yerleştirmiştir. Her sene Mart’ın 22’sine rastlayan “Nevruz Günü”nde Günesin ilk ışıkları kaledeki bu pencereden geçerek türbenin girişindeki kuleye yerleştirilmiş bulunan prizmaya yansımakta ve oradan da türbenin tepesindeki kubbenin penceresine aksedip, bir mercek yardımıyla İsmail Fakirullah’ın kabrinin başucunu aydınlatmaktadır.[10]
İlmi Yönü
İbrahim Hakkı, ilmi vukufiyeti ve geniş bilgisi ile tanınmaktadır. Zira onun geniş birikimi astronomi, matematik, fizik, anatomi edebiyat, kelam, tasavvuf, felsefe, dil bilimi, coğrafya, yer bilimi vb. alanlarda yazmış olduğu eserlerde de kendini göstermektedir. Kısaca mütefekkir, fizik ve metafizik gibi sahalarda eser veren önemli Türk düşünürlerdendir.[11] İbrahim Hakkı’nın iyi bir tahsil gördü­ğü eserlerinden anlaşılmaktadır. “Bu za­manda en dürüst dost, en uygun meclis arkadaşı, en seçkin yoldaş, yârların en ha­yırlısı ve sevgililerin en sevgilisi kitaplar ol­duğu için bunların sohbetlerine meylimi salmışımdır” şeklin­deki sözleri, onun düzenli öğrenim yanın­da kendi kendini yetiştirmeye de büyük önem verdiğini göstermektedir.[12]
Yeni astronominin verilerinden söz ederken hiçbir ilmî gelişmenin Allah’ın evreni yaratıp yönettiği gerçeğine aykırı olamayacağını belirten İbrahim Hakkı, bütün gelişmelerin bu inanç çerçevesin­de yorumlanması gerektiğini sık sık vur­gular. Ona göre din bakımından önemli olan, âlemin Allah tarafından yaratıldığı­nın kabul edilmiş olmasıdır; bunun öte­sinde yaratılışın ve oluşun keyfiyetine dair ortaya konan teorileri ve ilmî tespitleri benimsemenin bir sakıncası yoktur. Ma’rifetnâme’de Ebû Hanîfe’den “ser-mezhebimiz” diye söz eden İbrahim Hakkı’nın Nakşî veya Kadirî olduğu söylen­mektedir. İbrahim Hakkı’nın tasavvufi görüşleri Osmanlı tasavvufunun tipik ve canlı bir örneğidir. Ona göre ebedî kurtuluşu ka­zanmanın tek şartı Kitap ve Sünnetle amel etmektir. Allah dostlarının hallerine ve kemallerine ulaşmanın yolu onların yo­lunu izlemekten geçer. Her türlü ferdî ve içtimaî problemi aşmanın Kur’an’a uy­makla mümkün olduğuna işaret eder. İbrahim Hakkı, fizik âle­min kavranmasında akıl ve duyu tecrü­belerinin önemini kabul etmekle birlikte dinî ve tasavvufî konularda aşkı felsefe­den üstün tutar. Bu sebeple diğer mutasavvıflar gibi İbrahim Hakkı da ilham yoluyla elde edil­miş bilgiyi kitabî bilgiden üstün görür. Esas İtibariyle Copernicus astronomi­sini yansıtan bilgilere yeni aklî deliller ekleyen İbrahim Hakkı, sistem hakkında­ki bilgileri basite indirgeyerek anlatmaya çalışmıştır. Buna karşılık kelâmcılara dayanarak müneccimlerle tabiatçı filozofların yüce ya­ratıcının bilgisinden mahrum oldukları­nı, bütün olup bitenleri yıldızlara ve ta­biata bağlayarak sapıklığa düştüklerini söyler. Psikolojide büyük ölçüde İbn Sînâcı geleneği tekrar eden İbrahim Hak­kı’nın Ma’rifetnâme’de kişinin saç, göz, kulak, el, baş gibi organlarından ve dış görünüşünden hareketle onun ahlâk ve karakter yapısı hakkında sonuç çıkarma yollarını gösteren bilgilerden oluşan kıya­fet ilmi (physiognomy) konusuna ayırdığı bölüm İslâm ilimler tarihin­de bu alanda yapılmış çalışmalar içinde özel bir yere sahiptir.[13]
İbrahim Hakkı’nın çoğu Türk­çe olan eserlerinin sayısı hakkında deği­şik rakamlar verilmiştir. Bunlardan ikisi hakkında kısa bilgi verelim:
Di­van: 1755 yılında oğlu İsmail Fehîm için tertip edilmiştir. Divan­da Arapça ve Farsça şiirler dahil 500 ka­dar manzume yer almaktadır.
Marifetnâme: 1757’de tamamlanan eser İbrahim Hakkı’nın ismini ölümsüz­leştiren en önemli çalışmasıdır. Dinî ve din dışı ilimlere dair ansiklopedik bir eser olan Ma’rifetnâme, müellifin ilmî ve fikrî kişi­liğini, yetişmişliğini, din ve ilim anlayışını yansıtması yanında dönemin skolastik zihniyetinden kurtulma çabasını yansıtan nâdir örneklerden biri olması bakımından da özel bir değer taşımaktadır.[14] Genel olarak, incelendiğinde Doğu ve Batı bilimini ya da bir başka ifade ile klasik bilimsel sistemlerle ve açıklamalarla yenisini birlikte veren bir eserdir. Eserde ilkin matematikten başlamak üzere, nazari bilimler konusunda bilgi verilmiştir. Bunlar arasında astronomi ayrıcalıklı bir yer işgal eder. Ayrıca biyoloji, psikoloji ve eğitim konularında bilgi vardır. Eserde daha sonra hadislerden başlayarak dini bilimlerle ilgili bilgi verilmektedir.[15]
Bunların dışında İbrahim Hakkı’nın, âlemin yaratılışı, arş-ı azam, kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha, tuba ağacı, meleklerin vasıfları, tavus kuşuna benzeyen melek, cennet ve vasıfları vs gibi hususlarda israiliyattan mülhem olduğunu düşündüğümüz kimi bilgileri Ma’rifetname’de kullandığı da görülmektedir.[16]
İbrahim Hakkı’nın İnsâniyye, Mecmûatü’l-meânî, Meşûriku’l-yûh, Seîînetü’r-rûh min vâridâtil-fütûh, Kenzü’l-fütûh, Defînetü’r-rûh, Rûhu’ş-şürûh, Urve-tü’1-İslâm, Hey’elü’1-İslâm, Tuhfetü’l-kirâm ve Nuhbetü’l-kelâm gibi daha birçok eseri mevcuttur.

Kaynakça
-Esin Kahya, “Erzurumlu İbrahim Hakkı”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/743/9502.pdf
-Hayrettin Karadeniz, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Ahlak Felsefesi, Doktora Tezi, Konya, 2006.
-Mustafa Çağrıcı, “İbrahim Hakkı Erzurumî”, DİA, İstanbul, 2000, c.21, s. 305-311.
-Şâkir Diclehan, Çeşitli Yönleriyle Erzurumlu İbrahim Hakkı, Er-Tu Matbaası, İstanbul 1980.


[1] Bunlar III. Ahmet, I. Mahmut, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdulhamit’dir.
[2] Esin Kahya, “Erzurumlu İbrahim Hakkı” http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/743/9502.pdf
[3] Siirt’in günümüzdeki adıyla Aydınlar ilçesi
[4] Mustafa Çağrıcı, “İbrahim Hakkı Erzurumî”, DİA, İstanbul, 2000, c.21, s. 305-311
[5] Çağrıcı, a.g.md., s. 305
[6] Kahya, a.g.m.
[7] Çağrıcı, a.g.md
[8] Çağrıcı, a.g.md.
[9] Çağrıcı, a.g.md.
[10] Şâkir Diclehan, Çeşitli Yönleriyle Erzurumlu İbrahim Hakkı, Er-Tu Matbaası, İstanbul 1980, s.134
[11] Hayrettin Karadeniz, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Ahlak Felsefesi, Konya, 2006, s. 5
[12] Çağrıcı, a.g.md.
[13] Çağrıcı, a.g.md.
[14] Çağrıcı, a.g.md.
[15] Kahya, a.g.m.
[16] Marifetname’nin dördüncü madde’sinden bir örnek verelim: “Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sadasından melekleri titreme alır. Zira bu, bütün meleklerin tesbihinin sadasına galip gelmiştir. Ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sadasının mehabetinden bütün yaratıklar helak olurlardı…”

31 Aralık 2012

MERAM BİBLİYOGRAFYASI

MERAM BİBLİYOGRAFYASI
Ahmet Kuş 
GİRİŞ
Konya, 15 Haziran 1987 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla büyükşehir oldu ve Karatay, Selçuklu, Meram olmak üzere üç merkez ilçeye ayrıldı. Meram ilçesinin ilk belediye başkanı 26 Mart 1989 seçimlerinde seçildi. Meram ilçe olmadan önce de Türkiye genelinde çok bilinen bir bölgemizdi. Yeşil dokusuyla adeta Konya’nın simgesi olan Meram, günümüzde de bağ ve bahçeleri ile gönüllere huzur veren bir beldemizdir. Tarih boyunca Meram’ın güzelliği dillere destan olmuş, seyyahlar, şairler ve edipler buradan ilham alıp çok kıymetli eserler üretmişlerdir. Meram hakkında yazılan eserleri, araştırmaları ve yazıları tespit etmek amacıyla bu çalışmayı hazırladık. Çalışmamızın kapsamını kitaplar, dergiler, ansiklopediler, tezler ve Konya gazetelerinin verdiği kültür-sanat ilaveleri ile sınırlandırdık. Aslında kapsamlı bir bibliyografya çalışması için özellikle Konya’da yayınlanan günlük gazeteleri de taramak gerekirdi. Ancak bu çalışmamız için süre kısıtlı olduğundan gazeteleri araştırmamıza dahil edemedik. Nihai hedefimiz Konya gazetelerini de tarayıp bibliyografyayı çok  geniş kapsamlı bir kitap halinde yayınlamaktır. Bu araştırma sırasında her ne kadar en küçük bilgiyi dahi değerlendirmiş olsak da yine gözümüzden kaçan veya ulaşamadığımız yazılar mutlaka olmuştur. Her şeye rağmen hazırlamış olduğumuz Meram Bibliyografyası’nın bu konuda çalışma yapacak araştırmacılar için iyi bir kaynak ve yol gösterici çaba olduğuna inanıyoruz. Çalışmamıza dahil ettiğimiz yazılar içerisinde bir takım bilgi eksiklikleri veya küçük yanlışlarımız da olabilir, fakat çok titiz bir çalışma ile hataları en aza indirmeye çalıştık. Zaten bibliyografyalar hiçbir zaman biten veya tamamlanabilen çalışmalar değildir. Araştırma konusuyla ilgili her an yeni bir yayın olabilir. Çalışmamız makale olarak yayınladıktan sonra da sürekli olarak güncel gelişmelerle takviye etme niyetindeyiz.                   
MERAM BİBLİYOGRAFYASI
A) KİTAPLAR
KOMAN, M. M.-UĞUR, M. F., Selçuk Veziri Sahip Ata ile Oğullarının Hayat ve Eserleri, İstanbul, 1934.
KÖROĞLU, Hüseyin, Konya Lisesi Tarihi 1889-1989, Konya, 1989.
MİYASOĞLU, Mustafa, Yollar ve İzler, İstanbul, 2002.
ODABAŞI, A. Sefa-ÖZÖNDER, Hasan-KARPUZ, Haşim, Eskimeyen Meram, Konya, 2000.
ÖZÖNDER, Hasan, Evvel Zaman İçinde Meram, Konya, 1997.
ÖZÖNDER, Hasan, Su, Yeşil ve Tarih Kucağı Meram, Konya, 2003.
SAKAOĞLU, Saim, Çaybaşı Yazıları, Konya, 2000.
TORU, Fatma-ÖZÇELİK, Selahattin, Adım Adım Meram-Meram İlçesi Mahalle/Sokak Rehberi, Konya, 2003.
YARDIMCI, Saime, Bağ Evinin Asırlık Yemek Sırları, Konya, 2007.
B) TEZLER
AKIN, Mehmet Çetin, Konya Gazi Lisesi ve Tarihi Gelişimi, Konya, 1995 (S.Ü.S.B.E. basılmamış doktora tezi).
AKKURT, Murat, Meram İlçesi Bağcılığı ve Yörede Yetişen Üzüm Çeşitlerinin Ampelografik Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerinde Araştırmalar”, Ankara, 1997 (A.Ü.F.B.E., basılmamış yüksek lisans tezi).
ALTINTAŞ, E., Konya Meram İlçesine Bağlı Köylerde Geleneksel Kıyafetler, Konya, 1999 (S.Ü., Fen-Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi, basılmamış lisans tezi).
ARSLAN, Kadir, Konya Meram İlköğretim Okulunun Eğitim ve Öğretim Yönünden İncelenmesi, Konya 2002, (S.Ü.S.B.E., basılmamış yüksek lisans tezi). 
ÇAPA, İbrahim, Sahib Ata Fahreddin Ali ile Oğulları, Konya, 1994 (S.Ü.S.B.E.,  basılmamış yüksek lisans tezi).
DÜNDAR, S., Konya’da Sahip Ata Külliyesi, İstanbul, 1970 (İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi, basılmamış lisans tezi)
ELCAN, M.-TATLI, S., Konya Sahip Ata Manzumesi Süslemeleri, Konya, 1998 (S.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi, basılmamış lisans tezi)
EMİROĞLU, Seyit, Meram İlçesi (Konya) Masalları Üzerine Bir İnceleme, Konya, 1996 (S.Ü.S.B.E., basılmamış doktora tezi).
İÇAÇAN, K., Loras Dağı’ndaki Anonim Yapı, Konya, 1984 (S.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi, basılmamış lisans tezi).
İNCESAKAL, Mustafa, Orta Anadolu Bölgesi Bağ Evlerinin Tasarım ve Yapım İlkeleri, Konya, 1996 (S.Ü.S.B.E., basılmamış doktora tezi).
ŞENER, F., Konya İli Sırçalı Medrese Çinileri, Konya, 1995 (S.Ü. Mesleki Eğitim Fakültesi, El Sanatları Eğitimi, basılmamış lisans tezi)
TOPÇU, Filiz Yıldız, Sahib Ata Fahreddin Ali ve Sahib Ataoğulları, Konya, 2005,  (S.Ü.S.B.E., basılmamış doktora tezi).
YILMAZ, Mehmet, Konya Vilayetinde Muhacir Yerleşmeleri (1854-1914), Konya, 1996 (S.Ü.S.B.E., basılmamış doktora tezi).
C) MAKALELER
AKAY, Hasan, “Gizli Meram”, Dergâh, sayı 19, İstanbul, 1991, s. 8-9
AKMAYDALI, H., “Konya Merkez Tahir ile Zühre Mescidi”, Röleve ve Restorasyon, sayı 3, Ankara, 1982, s. 101-104
AKOK, M., “Konya’da Sahib Ata Hanıkâh Camii’nin Rölöve ve Mimarisi”, Türk Arkeoloji, sayı XIX/2, Ankara, 1970, s. 5-38
ALAGÖZ, Hüseyin, “Söylemez Zaviyesi ve Şeyh Fazıl Hüseyin Efendi”, Kışta Meram, sayı 10, Konya, 2001, s. 32-34
ALAGÖZ, Hüseyin, “Yozlaşan Benliğimiz ve Ulvi Sultan”, Yazda Meram, sayı 11-12, Konya, 2002, s. 27-29
ANBARLI, İsmail, “Loras Dağı’nın Düşündürdükleri”, Yeni İpek Yolu, sayı 188, Konya, 2003, s. 54-55
APALI, M. Ali, “Cambaz Deli Osman Ağa ve Çayırbağı Suyu”, Kışta Meram, sayı 2, Konya, 1999, s. 24-25
AYHAN, Lütfi, “Loras’tan Gelen Mektup”, Kışta Meram, sayı 18, Konya, 2003, s. 28-30
BAHAR, Hasan, “Konya-Hatip’te Bulunan Yeni Bir Hitit Anıtı”, Arkeoloji ve Sanat, sayı 73, İstanbul, 1996, s. 2-7
BAKIRCI, Naci, “Konya Meram Şekerfuruş Türbesi 1996 Yılı Kazı ve Temizlik Çalışması”, VIII. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, Ankara, 1997, s. 159-170
BAŞTAK, Naci Fikret, “Meram’ın Eski Yaz Günlerinden Birinde”, Konya, sayı 24-25, Konya, 1938, s. 1339-1341
BİLDİRİCİ, Mehmet, “Meram’da Eski Zamanlarda Bir Gezi”, Kırkambar-Yeni Gazete, Konya, 2 Ocak 2000, s. 4
BİLDİRİCİ, Mehmet, “Çaybaşı Yazıları Üzerine”, Kırkambar-Yeni Gazete, Konya, 10 Nisan 2001, s. 8
BÜLBÜL, Nail, “Başka Meram Yok ki!”, Kışta Meram, sayı 6, Konya, 2001, s. 26-27
ÇALIK, Ziya, “Jeoloji ve Hidroloji Bakımından Meram Deresi”, Konya, sayı 31, Konya, 1940, s. 1648-1659
DELBEUF, R., “Meram’ın Eski Yaz Günlerinde”, Konya, sayı 24-25, Konya, 1939, s. 1339-1341
DEMİRCİ, İbrahim, “Şeyh Galib’in Meram’ı”, Büyükşehir Belediyesi Konya Dergisi, sayı 9, Konya, 1996, s. 10
DOĞAN, M. Sabri, “Selçuklu ve Osmanlı Dönemi Meram Su Vakıfları”, Güzde Meram, sayı 5, Konya, 2000, s. 22-25
DOĞAN, M. Sabri, “Çayırbağı Suyu”, Büyükşehir Belediyesi Konya Dergisi, sayı 28, Konya, 2001, s. 49-51
DOĞAN, M. Sabri, “İdealini ve İddiasını Gerçekleştiren Bir Adam: Aydın Çavuş (Aydın Aydınöz)”, Yeni İpek Yolu, sayı 207, Konya, 2005, s. 54
DOĞAN, M. Sabri, “Bağdat Demir Yolu Hattı ve Meram”, Meram, sayı 2, Konya, 2006, s. 36-39
EFE, Ahmet, “Cemel Ali Dede Türbesi ve Camisi”, Yeni İpek Yolu, sayı 133, Konya, 1999
ELGİN, Necati, “500 Yıl Önce Konya’nın Yetiştirdiği Bir Musikî Üstadı-Megaribe Mescidi-Abdal Mümin”, Konya, sayı 118-119, Konya, 1948, s. 39-41
EMİNOĞLU, Mehmet, “Hacı Fettah Mezarlığı”, Büyükşehir Belediyesi Konya Dergisi, sayı 10, Konya, 1996, s. 38-39
EMİNOĞLU, Mehmet, “Hicrandan Benzi Atan Hasbey Dar’ul Huffazı”, Büyükşehir Belediyesi Konya Dergisi, sayı 11, Konya, 1997, s. 42-43
EMİNOĞLU, Mehmet, “Meram’da Osmanlı Ahkâm-ı Urfiyyesinden Birkaç Örnek”, Güzde Meram, sayı 1, Konya, 1999, s. 26-27
EMİNOĞLU, Mehmet, “Hacı Fettah Mezarlığı II”, Kışta Meram, sayı 14, Konya, 2002, s. 30-33
ERDOĞAN, Abdülkadir, “Meram Bağları”, Konya, sayı 7, Konya, 1937, s. 424-428
ERDOĞAN, Muzaffer, “Konya Tarih ve Folklorunda Meram”, Güzde Meram, sayı 1, Konya, 1999, s. 9-11
ERDOĞAN, M., “Konya’nın Eski ve Ünlü Mesiresi Meram”, Tarih Coğrafya, C. 2, sayı 8, İstanbul, 1959, s. 121-123
ES, Selçuk, “Meram Suyuna Ait Bilgiler”, Baharda Meram, sayı 3, Konya, 2000, s. 14-15
GÖLCÜK, Şerafeddin, “Sadreddin Konevî”, S.Ü. Selçuk Dergisi, sayı 4, 1. Sadreddin Konevî Özel Sayısı, Konya, 1989, s. 13-15
GÜLDAĞ, Ahmet, “Otuzlu Yıllardan Bugüne Yeşil Meram”, Kışta Meram, sayı 6, Konya, 2001, s. 22-23
GÜLDAĞ, Ahmet, “Otuzlu Yıllardan Bugüne Yeşil Meram”, Baharda Meram, sayı 7, Konya, 2001, s. 11-13
GÜLDAĞ, Ahmet, “Kırklı Yıllardaki Yeşil Meram’dan”, Yazda Meram, sayı 11-12, Konya, 2002, s. 35-37
GÜNDOĞDU, Mehmet K., “Meram’dan Loras’a Zorlu Tırmanış”, Kırkambar-Yeni Gazete, Konya, 3 Nisan 2001, s. 4
HALICI, Feyzi, “Çağrı’nın Meram Hikâyesi”, Güzde Meram, sayı 1, Konya, 1999, s. 14-15
HALICI, Feyzi, “Meram Sohbeti”, Kışta Meram, sayı 2, Konya, 1999, s. 22-23
HALICI, Feyzi, “Meram Trafiği”, Yazda Meram, sayı 4, Konya, 2000, s. 18-19 
HALICI, Nevin, “Ateşbaz-ı Velî ve Konya”, Büyükşehir Belediyesi Konya Dergisi, sayı 29, Konya, 2002, s. 111-112
IŞIK, Ali, “Meram Güzellemesi”, Çağrı, sayı 518, Ankara, 2003, s. 13-14
İNCESAKAL, Mustafa -TOZOĞLU, D.D.-ULUSOY, Mine, “Konya Meram’da Bağ Evi Örneği”, S.Ü. Müh.-Mim. Fak. Dergisi-Prof. Dr. Yılmaz Önge Özel Sayısı, C. 8, sayı 1, Konya, 1993, s. 37-52
İNCESAKAL, Mustafa, “Geleneksel Konya Bağ Evleri”, Yeni İpek Yolu, Özel Sayı I, Konya, 1998, s. 223-244
İNCESAKAL, Mustafa, “Geleneksel Konya Bağ Evlerinde Batı Etkileri”, Yeni İpek Yolu, sayı 145, Konya, 2000, s. 17-21
KALE, M. Tanju, “Meram’ın Eski Yaz Günleri”, Yazda Meram, sayı 8, Konya, 2001, s. 14-15
KARA, Celalettin, “Bir Tırmanış Öyküsü ve Loras Dağı”, Konya Life, sayı 8, Konya, 2006, s. 50-51
KARPUZ, Haşim, “Meram Sit Alanları ve Aydın Çavuş”, Baharda Meram, sayı 3, Konya, 2000, s. 23-26
KOMAN, M. Mesud, “Şeyh Sadreddin Mescidi ve Şeyh Cüneyd”, Konya, sayı 31, Konya, 1940, s. 1629-1637
KÜÇÜKDAĞ, Yusuf, “Konya’da Söylemez Zâviyesi ve Vakfiyeleri”, Yeni İpek Yolu, Özel Sayı I, Konya, 1998, s. 155-194
ODABAŞI, A. Sefa, “Meram’a Giden Üç Yol”, Kırkambar-Yeni Konya, Konya, 9 Eylül 1995, s. 6
ODABAŞI, A. Sefa, “Meram ve Çevresindeki Üzüm Bağları”, Güzde Meram, sayı 1, Konya, 1999, s. 12-13
ODABAŞI, A. Sefa, “Muhacir Pazarı ve Romanlar”, Tarih ve Kültürüyle Konya-Konya Postası, Konya, 18 Ekim 2000, s. 93-94
OKTAÇ, A. Deniz, “Meram Apalı Bağı Örneğinde Konya Bağ Kültürü ve Bağ Mimarisi”, Yeni İpek Yolu, Özel Sayı V, Konya, 2002, s. 377-390
ÖNDER, Mehmet, “Konya’da Tavus Baba Efsanesi”, Türk Folklor Araştırmaları, sayı 53, İstanbul, 1953
ÖNDER, Mehmet, “Meram-Nâme”, Çağrı, sayı 283, Ankara, 1981, s.17-18
ÖNDER, Mehmet, “Konya’nın Tarihî Gül Bahçeleri”, Çağrı, sayı 306, Ankara, 1983, s. 16-17
ÖNDER, Mehmet, “Geçmişten Günümüze Meram”, Büyükşehir Belediyesi Konya Dergisi, sayı 11, Konya, 1997, s. 24-27
ÖNDER, Mehmet, “Konya’nın Meram’ı”, Güzde Meram, sayı 1, Konya, 1999, s. 32-36
ÖNGE, Yılmaz, “Konya’nın Meram Mesiresindeki Mimari Bir Manzume”, Vakıflar, sayı 10, Ankara, 1973, s. 367-384
ÖNKAL, Hakkı, “Konya’da Ateşbaz-ı Veli Türbesi”, Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi, sayı 1, Erzurum, 1975, s. 223-238
ÖZÖNDER, Hasan, “Türbeönü’nde Evi, Meram’da Bağı Olmak”, Kışta Meram, sayı 2, Konya, 1999, s. 7-9
ÖZÖNDER, Hasan, “Yaz Olunca Var Meram Üzre Safâsı Konya’nın”, Yazda Meram, sayı 4, Konya, 2000, s. 9-11
ÖZÖNDER, Hasan, “Vefanın Timsali Meramlı Şeyh Vefâ”, Güzde Meram, sayı 5, Konya, 2000, s. 12-13
ÖZÖNDER, Hasan, “Meram’da Sonbahar”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 19 Ekim 2000, s. 65-68
ÖZÖNDER, Hasan, “Başka Meram Yok, Meram Veran Olmasın”, Kışta Meram, sayı 10, Konya, 2001, s. 16-18
ÖZÖNDER, Hasan, “Nahiye Oluşunun 47. Yıldönümünde Meram”, Yazda Meram, sayı 11-12, Konya, 2002, s. 9-11
ÖZÖNDER, Hasan, “Meram’a Vuslat”, Yazda Meram, sayı 16, Konya, 2003, s. 16-17
ÖZÖNDER, Hasan, “Meram’ın Efsunkâr Bağları”, Meram, sayı 1, Konya, 2006, s. 32-33
ÖZTÜRK, Kazım, “Meram İlçesinde Bulunan Tarihî Semt İsimleri”, Yeni İpek Yolu, Özel Sayı VII, Konya, 2004, s. 389-401
ÖZULU, Deniz, “Tarihin En Güzel Sesi Konya Lisesi”, Konya Life, sayı 4, Konya, 2006, s. 130-133
SAKAOĞLU, Saim, “Şu Konya’nın Meram’ı”, Kültür ve Sanat, C. 4, sayı 15, 1992, s. 5-7
SAKAOĞLU, Saim, “Kızlar Kayası”, Kışta Meram, sayı 2, Konya, 1999, s. 18-19
SAKAOĞLU, Saim, “Eski Meram Yolu Düz Gitmez”, Cönk-Yeni Gazete, Konya, 2 Kasım 1999, s. 129
SAKAOĞLU, Saim, “Meram Yolunda”, Cönk-Yeni Gazete, Konya, 1 Aralık 1999, s. 169-170
SAKAOĞLU, Saim, “Şu Konya’nın Bağları”, Yazda Meram, sayı 4, Konya, 2000, s. 12-14
SAKAOĞLU, Saim, “Kar mı Yağmış Şu Meram’ın Dağına”, Kışta Meram, sayı 6, Konya, 2001, s. 14-15
SAKAOĞLU, Saim, “Benim Meram Fotoğraflarım”, Yazda Meram, sayı 8, Konya, 2001, s. 6-9
SAKAOĞLU, Saim, “Orada Bir Köy Var Yakında-Hatıp ile Gödene Uğurlar Olsun Gidene”, Güzde Meram, sayı 9, Konya, 2001, s. 6-7
SAKAOĞLU, Saim, “Eski Meram Fotoğrafı Üzerine Düşünceler”, Kışta Meram, sayı 10, Konya, 2001, s. 13-15
SAKAOĞLU, Saim, “Son Kitabım: Çaybaşı Yazıları”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 1 Şubat 2001, s. 33-34
SAKAOĞLU, Saim, “Eski Bir Meram Evi”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 19 Nisan 2001, s. 116-117
SAKAOĞLU, Saim, “Eskimeyen Bir Meram Evi-II”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 17 Mayıs 2001, s. 143-144
SAKAOĞLU, Saim, “Şiirimizde Meram-I”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 14 Haziran 2001, s. 183-185
SAKAOĞLU, Saim, “Şiirimizde Meram –II”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 19 Temmuz 2001, s. 215-217
SAKAOĞLU, Saim, “Şiirimizde Meram-III”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 16 Ağustos 2001, s. 247-249
SAKAOĞLU, Saim, “Şiirimizde Meram-IV”, Akademik Sayfalar-Konya Postası, Konya, 20 Eylül 2001, s. 287-289
SAKAOĞLU, Saim, “Meram Efsane Kokuyordu”, Kışta Meram, sayı 14, Konya, 2002, s. 12-14
SAKAOĞLU, Saim, “Bir Yeni Meramlı’nın Not Defteri”, Yazda Meram, sayı 11-12, Konya, 2002, s. 6-8
SAKAOĞLU, Saim, “Benim Meramlı Ağaçlarım”, Güzde Meram, sayı 13, Konya, 2002, s. 6-9 
SAKAOĞLU, Saim, “Benim Meramlı Çiçeklerim”, Baharda Meram, sayı 15, Konya, 2003, s. 6-10
SAKAOĞLU, Saim, “Bir Meram Vardı”, Yazda Meram, sayı 16, Konya, 2003, s. 6-9 
SAKAOĞLU, Saim, “Bir Masaldı Meram”, Konya Life, sayı 4, Konya, 2006, s. 26-28
SAKAOĞLU, Saim, “Fahrünnisa Mahallesi’nden Hatıralar”, Akademik Sayfalar-Merhaba, Konya, 27 Aralık 2006, s. 410-411
SAKMAN, M. Tahir, “Konya Türkülerinde Meram”, Kışta Meram, sayı 2, Konya, 1999, s. 28
SAKMAN, M. Tahir, “İki Meram”, Cönk-Yeni Gazete, Konya, 11 Ağustos 1999, s. 44
TER, Ümmügülsüm Özkan, “Konya Kentinin Açık-Yeşil Alan İçinde Meram Bağlarının Önemi”, Güzde Meram, sayı 9, Konya, 2001, s. 10-13
UĞUR, M. Ferit, “Konya’da Tursunoğlu Camii”, Konya, sayı 10, Konya, 1937, s. 636-642
UĞUR, M. Ferit, “Tavusbaba”, Konya, sayı 37, Konya, 1941, s. 15-17
ULUTÜRK, Muammer, “Dere’nin Değirmenleri”, Yazda Meram, sayı 8, Konya, 2001, s. 20-21
ULUTÜRK, Muammer, “Noras Dağı Eteklerinde Bir Yayla Yahut Erikli Yaylasında Eski Günler”, Güzde Meram, sayı 9, Konya, 2001, s. 18-19
ULUTÜRK, Muammer, “Meram’ın Yaylaları”, Yazda Meram, sayı11-12, Konya, 2002, s. 14-16
UZUNPOSTALCI, Mustafa, “Şeyh Sadreddin Konevî’nin Vasiyeti”, S.Ü. Selçuk , sayı 4, 1. Sadreddin Konevî Özel Sayısı, Konya, 1989, s. 37-44
YASA, Azize Aktaş, “Selçuklu Dönemi Konya’sında Şehrin Yeşil Dokusu”, Vakıflar, sayı 27, Ankara, 1998, s. 65-74

27 Ekim 2012

Kayısı Kurusu




İş yerimdeki mini buzdolabında unuttuğum kayısı kurusu kesesini çıkarıp özenle bağlanmış ağzını açtım. Derin derin kokladım. Çocukluk günlerimin unutulmaz sahneleri yüreğimin gizli delhizlerinden koşturup geldiler. Annemin “elma kakı, yonüz eriği” deyimi kulağımda çınladı. Uzun kış gecelerinin misafirliklerinde türlü türlü çetnevir olacak değildi ya şimdiki gibi. Muhabbet sofrasını meyve kuruları, iğde, ceviz, badem, yayla alıcı, izbelerde saklı elma, armut ve ayvadan mürekkep ikramlar süslerdi.
Yazar yerinde “Vakıf”tır, şimdikilerinse “Makıf” dediği pek de büyük olmayan bahçemiz, suları o yıllarda hiç kesilmeden akan Meramderesinin kenarındaydı. Annem babam ve aynı evde vefatlarına kadar birlikte yaşadığımız Mehmet Dedem ve Zehra Nenem’le çocukluğum boyunca kayısı ağaçlarıyla dolu o bahçeye gittim. Bahar geldi mi, karşı bahçede sıra sıra kocaman susamlar açardı. Çayın azgın sularının filan tarihte bir çocuğu alıp götürdüğüne dair büyüklerden duyduğum ve aklımdan hiç kovamadığım düşünce beni suya yaklaştırmaz, birkaç metre gerisindeki göğerik ağacına yaslanır otururdum. Kavak ağaçlarının gölgesi geçip gittikçe yeşilin onlarca tonu çıkardı ortaya. Radyoda “arkası yarın” dinleyip kaneviçe işleyen ablalarımla arkadaşlarından duyardım yeşilin başka renklerini de; acı yeşil, kara yeşil, açık yeşil…Çim kokusu, tavını henüz almış toprak kokusu, önümden akan suyun kokusu, elma çiçeklerinin kokusu, karşıdaki susamların kokusu, bahçenin çimenliğini yapraklarıyla boydan boya örten kocaman ceviz ağacının kokusu… Kokular ve renklerden sonsuz cümbüş olurdu ilkbaharla sonbahar arası.
Mandallar, puştalar açılır bunların araları merizlerle ayrılır, ağaçlar budanırdı. Bir oraya bir buraya koşturulur, çay için işe ara verildiğinde bizim gibi bahar hazırlıkları yapmaya gelmiş bahçe komşularıyla hasbihal edilir, Dutlu Kırı ile Hocacihan bağlarına bir fırsat bulup da gidilemediği muhakkak dile getirilirdi. Uzaktı oralar ve herkesin arabası atı yoktu. Dutlu kırı şuracıktaysa da Hocacihan’daki bağlara gitmek için illa bir araya gelinirdi. Yılda bir defa baharda üzüm budamaya, sonra sonbaharda bağbozumuna. Etrafına badem ağaçları sıralanmış çukur bağlar ne çoktu oralarda. Bağbozumu zamanlarının ve Eylül sözününbendeki etkisi hep masal tadındadır. İlkinin mor ve sarı renkleri, diğerinin yakmayan sıcağı, üşütmeyen soğuğu vardır.  
Delibeylerin Ahmet Dede’yi namaz vakitleri haricinde her daim bahçesinde ve kimi görse tiz sesiyle hayırlar dilemede görürdük. Selamsız geçen kimse olmazdı çayın kenarından uzayıp giden yolda. Omuzuna beli uzatıp bahçesine giden bir adam, ardında eskimiş camadanı ve mor donu ile yürüyen bir kadın. Mor don, eskimiş şalvarın diğer adıdır. Camadan, önünde ince bir iple arkaya doğru bağlanan gömlek gibi bir şey. İş kıyafetinin adıdır kadında. Orta yaşı çoktan geçmiş kadınlar pek bakımsız görünürlerdi bana. 
Kahverengi üniforması ve beline takılı copuyla kolcu, çayın derin yerlerine yüzmeye yahut bahçelerden çağla, salatalık, çilek çalmaya gelmiş olması muhtemel çocuklar için gezinir dururdu. Tahsili yoktu ama otoritesi çoktu kolcunun.
Bahçe tavındayken günler öncesinden bellenir, toprak buhara durduğunda işler sıraya dizilirdi. Bahar aylarında hafta sonları bahçe işi ile başlar, Kasım ayazlarına kadar sürerdi. Güz gelince, yapraksız kalmış kayısı ağaçlarının altında öylece kalan kocaman göbekli lahanalara bakar garip bir yalnızlık hissine kapılırdım. Kışın çok sığırcık olurdu. Yerden kalkmayan kar yüzünden yiyecek arayan karga sürüleri bir de. Çay donunca da yeşil başlı ördekler inerdi. Belli bir zaman aralığında gelen göçmen kuşların dereyi konaklama için kullandıklarını çok sonra öğrendim. Şimdi hepsi başka yerlere gittiler.
Kasaba ile şehrin karıştığı bir yerde, bahçeler içinde büyümenin anlattırdığı pek muhtasar şeylerdi dediklerim. Meram ve çevresinde çocukluk yaşamak, yediğim kayısı kurusu tadındadır. Yılın bütün mevsimleri daima iç içedir.
Muammer Ulutürk
(K+ ilk sayısından)